Çağatay Uluçay İlköğretim Okulu Öğrencileri ve Mezunları

  • Home
  • Turkey
  • Manisa
  • Çağatay Uluçay İlköğretim Okulu Öğrencileri ve Mezunları

Çağatay Uluçay İlköğretim Okulu Öğrencileri ve Mezunları Bu site Çağatay Uluçay İlköğretim okulu 2011 yılı mezunu 5/c sınıfı öğrencileri tarafından kurulmuştur.Tüm okul öğrencileri ve mezunları davetlidir.

2010 5/C Ayşe Can mezunları

11/09/2019
❤❤🇹🇷🇹🇷
14/09/2018

❤❤🇹🇷🇹🇷

Atatürk’ün Çizdiği Yolda Vatanı ve Milleti İçin Mücadele Eden Türk Gençleri Hep Var Olacak! İyi seyirler..

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin şimdi.19.Mayıs’tasınız evet, ama yıl 1921.Dört yıl süren 1.Dünya savaşı yemiş bitirmiş...
19/05/2018

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin şimdi.

19.Mayıs’tasınız evet, ama yıl 1921.
Dört yıl süren 1.Dünya savaşı yemiş bitirmiş memleketi..
Gencecik, bıyığı bitmemiş ergen çocukların askere alınmaları için tek bir şart var : 45 kilonun üstünde olmaları!

Ülkeyi yönetenlerden Damat Ferit, “ Padişahın ve benim yegane ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir” diyecek kadar aciz.
Padişah Vahdettin’in ise aklına gelebilen tek kurtuluş reçetesi 15 yıllığına İngiliz sömürgesi olabilmek.
Yani tarihin koskoca, anlı şanlı imparatorluğu, başka bir imparatorluğun kolunun altına sığınmayı akıl edebiliyor sadece.

O pek güvendikleri İngiltere ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı Yunanistan’dır” deyip, bizi bir güzel Yunan’lılara ikram ediyor, kırmızı kurdeleye sarılı hediye paketi gibi.

Mustafa Kemal Paşa, 19.Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı zaman, sadece 38 yaşında gencecik bir adam.
Ordudan ihraç edilmiş, rütbesi alınmış, hakkında idam fermanı çıkmış.
Kısacası, makam, mevki, maddiyat olarak bakarsanız, kocaman bir “HİÇ” yani.

Sadece düşmanla da uğraşmayacaktır üstelik, bir sürü İngiliz hayranı memleketlisi binbir dolap çevirecek, binbir olumsuz propaganda yapacaktır arkasından. Örnek mi, yazar Refik Halit Karay. Kocaman başlık atar gazeteye : “Hangi teşkilat? Hangi kuvvet? Hangi kahraman? Hülyanın, blöfün sırası mı? Kuzum Mustafa, sen deli misin?”

Gelelim işte o deli dedikleri Mustafa’nın arkasına aldığı orduya.

Taşlı arazi, çarıklarının altını erittiği için çoğu “yalınayak”.

Üniforma diye bir şey “yok”. Altta şalvarlar, poturlar, üstte çadır bezinden bozma bir acaip ceket.
Şansı olanlar, işgalcilerin kiloyla sattığı , hurdaya çıkmış, düğmeleri sökülmüş üniformaları alıp onları giyiniyorlar.

Ellerinde o kadar az ağrı kesici var ki, onca kurşun yarası, onca gazi, “uyuşturulmadan” ameliyat ediliyor.

Çatlasa 50-100 kilometrelik tren rayında , 18 adet kıytırık lokomotifle sağlanıyor ulaşım. Kömür yok yakacak, “odunla” sürüyorlar trenleri. Hızı mı? Hadi tahmin edin. 30 km, 30.!! Onda da odun bitiveriyor hemen. Durup yoldan ağaç kesiyorlar, çalı çırpı topluyorlar, yeniden yürüsün tren diye...

Silahlar ve erzaklar, “kağnılarla” naklediliyor. Kağnılardan kadınlar sorumlu. Çünkü erkekleri, oğulları hep savaşta. Öküzleri sürüyorlar kağnıya, tabii eğer öküzleri varsa. Olmayanlar ne yapıyor biliyor musunuz? İpucu vereyim şu şahane şiirimizle, “Yediyordu Elif kağnısı niceden, niceden...” diye. Oradaki o Elif, öküzün yerine “kendisi” çeker kağnısını. Silah yüklü, mermi yüklü o koca, o ağır kağnıyı, kendisi çeker.

“Üç tane” otomobil var Ankara hükümetinin hizmetinde, çalıştığına şükrettikleri üç tanecik otomobil.

Meclisteki sıralar tahta , boyasız, cilasız.
Mebuslar hep birlikte “yatakhanede” kalıyor, kendi söküklerini kendileri dikiyorlar, çoraplarını kendileri yamıyorlar. Bitli Taşhan’ın dışında ne bir otel, ne lokanta var Ankara denen yurt ocağında.
Bir uluslar arası heyet ziyarete geldiğinde, Hamdullah Suphi’nin İstanbul’dan kaçarken yanına aldığı “bir tanecik” jaketatay var, sırayla onu giyip çıkıyorlar adamların karşısına.

Hani siz şimdi iphone 6 yok bende diye üzülüyorsunuz ya, 1.Dünya Savaşı’nın bitmesine yakın Almanya’dan gönderilmiş 10 vatlık Telefunken dağ telsizi var ya, nimet, nimet.!!

Topu topu birkaç uçak var ellerinde. Gövdesi ve kanatları özel bir keten kumaşla kaplanması gerekirken bizimkilerinki bildiğiniz kaput bezi. Özel de bir yapıştırıcı lazım üstelik. E o da yok.
Bezin gerginliği ve kayganlığını sağlamak için ne sürüyorlar bi tahmin edin. “Kaynatılmış patates kabuğu ve paça suyu.!!” Sonra da gözlerini kırpmadan bu uçaklara binip uçuyorlar.
Niye ? Vatan kurtulsun diye!

Bir Yunanlı tümeni 11.000 ile 13.000 askerden oluşuyor, bizim yalınayak Mehmetçikler en fazla 5.000.
200.000 kişilik eğitilmiş Yunan ordusuna karşı savaşıyoruz. 1500 kamyon, 250 ambulans, hastane gemisi, yahu hastane trenleri dahi var adamların. Silah meselesine girmiyorum bile. İngiltere başta olmak üzere, tüm batı dünyasından para yağıyor, gıcır gıcır tüfekler, toplar, yok yok yani anlayacağınız.

Bir Fransız diplomat sahte bir şefkatle diyor ki “ Ah dostum, azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarını hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya bakın. Çünkü kağnı kamyonu yenemez.”

Sevgili dostlar, anlı şanlı Kurtuluş Savaşı'mız, kağnının kamyonu yendiği yerdir.

Vatan sevgisinin emperyalizme , yani o koca kamyona kafa tuttuğu yerdir.

Bugün bu ülke topraklarında yaşayan her bir gencin, ve bir zamanlar genç olmuş her bir vatandaşın, o ayağı çıplak, 45 kiloluk askerciklere borcu vardır.

Bu ülkenin gelecek nesilleri aydınlık günler görsün diye kendi gençliklerini savaş meydanlarında tüketmiş Atatürk ve silah arkadaşlarına borcu vardır.

Bu yüzdendir ki Atatürk, bu güzelim ve hırpalanmış memleketi, bir partiye veya politikacılara değil, “gençlere” emanet etmiştir.

Diyor ki,
“Sevgili Gençler,
Cumhuriyet nasıl sizler için bir güvenceyse, sizler de Cumhuriyet’in güvencelerisiniz. Çünkü, Cumhuriyet gelecektir . Gelecek de sizlerindir. Bunu sakın unutmayın”.

“Bunu sakın unutmayın.”

19.Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu ve sonsuz olsun. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

23/04/2018
23/04/2018


🇹🇷

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyorBir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyorEy bu topraklar için toprağa düşmüş a...
17/03/2018

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer

Bugün bizler, bir daha geri dönmemek üzere gidenleri, tarihin yazdığı en gerçek en şerefli kahramanları yâd etmek üzere, Çanakkale Şehitlerini anıyoruz.

Bundan tam 103 yıl önce, yüzbinlerce vatan evladı bu vatanın bedelini ödemek üzere Çanakkale’ye çağırıldı.

Amacımız geçmişte kazandığımız savaşların zaferiyle övünmek değil. Eğer amaç vatan savunması ise, eğer amaç hürriyet mücadelesi özgürlük mücadelesi ise buna savaş diyemezsiniz. Vatan dediğimiz bu toprak diyeti bedeli ağır ödenmiş bir topraktır.

Çanakkale Küffarın zalimlerin, gelip, görüp, ardına bakmadan dönüp gittikleri yerdir. 1915 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devletini yıkmak, bu topraklardan Türkleri atmak İslam’ın bayrağını taşıyan milleti toptan yok etmek üzere dönemin en güçlü en zalim ülkeleri İstanbul’u, Osmanlı’nın kalbini ele geçirmek üzere Çanakkale’ye geldiler. Pençelerini Çanakkale Boğazına attılar. Gelirken yanlarında getirdikleri sömürge askerlerine dediler ki; siz Halifeye savaş açan bir orduyla savaşacaksınız. Öyle barbar bir orduyla savaşacaksınız ki, aman esir düşmeyin, sizi çiğ çiğ yerler. Onlar barbardır, yamyamdır. Aman ha: öyle mücadele edin ki… Ölümüne… Neden. O havayı vermeleri lazım.Halifenin askerlerine karşı savaştıklarını anlamasınlar.

Bir Cuma günü Cuma namazı kılmak için askerlerimiz ezan okurken düşman safında ki Senagal’li askerler ezanı duyuyor. Ya bunlar ezan okuyor. Müslüman mı bunlar… Çünkü siperler arası çok yakın.8 metreye düşmüş.Ve bu sömürge ülkelerinden getirdikleri Müslüman askerlerin büyük çoğunluğu silahlarını bırakıyor.Kimisi orda infaz ediliyor, kimisi de tutsak edilip cepheden alınıyor.Çünkü bu olay duyulmamalı,bilinmemeli.
Yeryüzünde Çanakkale Savaşı kadar Bedir Savaşına benzeyen başka bir savaş yoktur… Kardeş kardeşe… İşte Akif diyor ya Bedrin Aslanları… Akif’in benzetmesi… Akif gibi bir inançlı adam bunu söyler mi… Bedre benzetiyor mezar taşları yerine Kabe’yi koyuyor başlarına. Bir insanlık savaşıdır Çanakkale…Bunu düşman askeri bile görüyor.

Üst teğmen Kesi… İngiliz subayı. Hatıralarında anlatıyor. Cephelerden çıkıp göğüs göğüse savaşta ateşkes olur ve herkes cephesine gider. Ortada kalan kalır yaralılar ölülerçHerkes siperine gider.Öyle bir andı yine. Herkes siperde bekliyor. Ama bir ses nasıl inletiyor ortalığı. Feryatlar o derece. Bir İngiliz askeri yaralı kıvranıyor. Çıkamıyoruz. Çıksak vururlar hemen. Siperler arası sekiz 8-10 metre. Kimse bir şey yapamıyor. Birden Türk Cephesinden elinde beyaz bir atletle bir asker çıktı ilerledi. Herkes dondu onu izliyor. Elinde bombada olabilir.Herşey olabilir Ama bir şey yapamıyoruz. Yaralı askeri aldı kucakladı ve bir mendil gibi önümüze koydu karanlığın içinde döndü gitti. İnanamadık.Donduk kaldık diyor. Bize Türklerin ne kadar gaddar, barbar olduğunu anlatmıştı ama bu gördüğümüz sahne bize ne kadar asil bir milletle savaştığımızı gösterdi diyor.

Anzak Ömer… Avustralya kıtasından gelen bir Anzak asker. Amerika’da yaşıyor yıllar sonra. Yaş ilerliyor ve hastaneye yatırılıyor. Muayene eden bir doktor omuzundaki Türk Bayrağı dövmesini görünce sen Türk müsün diyor. Hemen kapattı diyor ve döndü. Bir daha sordu Türk müsün sen… Baktı ve karıştırma dedi. Yahu o benim bayrağım ben Türküm diyor. Döndü ve sen Türk müsün dedi. Evet deyince otur hele dedi heyecanla. Ben Çanakkale’de savaştım.

Bize giderken demişlerdi ki. Onlar öyle acımasız gaddar bir millet ki onlara esir düşmektense ölün daha iyi. Siz yerler dediler. Ve ben savaşın bir yerinde esir düştüm. Gözlerimi açtık baktım Türk askerleri başımda. Öyle korktum ki bayılmışım. Ayılttılar bi daha bayılmışım. Sonra ayıldığımda baktım Türk askerleri başımda. Öyle korktum ki bayılmışım. Ayılttılar bi daha bayılmışım. Sonra ayıldığımda baktım biri terimi siliyor biri yaramdaki kanı siliyor biri de ekmeğini uzatıyor bana. İnanamadım. Bize söyledikleri her şey yalanmış. Beni iyileştirdiler ben bir süre içinizde kaldım ve iyileşince beni askerlerimizin oraya geri gönderdiler. Ve ben o günden beri sorgularım. Hala anlamlandıramıyorum biz Çanakkale niye gittik neden sizin gibi bir asil milletle savaştık. Aklım almıyor hala. Ve ben bu asil millete bişey yapmalıyım vefa borcum var. Bu yüzden omuzuma Türk bayrağı dövmesi yaptırdım diyor.

Muhammet İkbal. Hindistan, Pakistan Coğrafyasının Akif’i. Âlim profesör. İngiltere’de Üniversitede dersler veriyor ve zaman zaman İngiltere’ye gidiyor uçakla.Pakistan İngiltere arası yolculukları var.Yine öyle bir durum var.Uçakta birden ayağa kalkıyor.Ayağa kalkınca, tanınan da birisi olması sebebiyle,hostes geliyor soruyor.Hocam bir arzunuz mu var?Yok diyor.Ama oturmuyor.Öbür hostes geliyor,hocam bişey mivar,yardımcı olalım diyor.Ona da yok diyor.Kabin amiri falan geliyor.Bu bir süre devam etmiş böyle,peşpeşe peşpeşe.En son kaptan kokpitinden çıkıp geliyor, Hocam bişey mi var?Bir yanlışımız mı var?Namaz falan kılacaksanız size bir yer ayarlayalım,niçin ayaktasınız,biz rahatsız olduk diyor.İkbal diyor ki:Kaptan nerden geçiyoruz? Kaptan diyor ki:Türkiye sınırlarından.Diyor ki İkbal:600 sene benim dinime hizmet etmiş bir milletin topraklarından ben oturarak geçmem diyor.
600 sene…Ve o ihtiyar haliyle, uçakla bir ucundan bir ucun a geçmeniz, nerden bakarsanız bakın en iyi ihtimalle birbuçuk saattir.Bir buçuk saat ayakta bekliyor.Muhammet İkbalin dünyasındaki Anadolu,Çanakkale başka bişey.İşte böyle bir şey.

Şeyh Ahmet Sunisi. Ömer Muhtarın elini öptüğü şeyh. Ahmet Sunisi o dönemde Anadolu’da. Savaşıyor. Diyorlar sen napıyorsun burada. Senin de ülkende savaş var. Ne işin var burada. Diyor ki burası SON KARAKOL… Önce burası kurtarılmalı. 1923’e kadar Ankara’da kalıyor Sunisi. Berberi bir Arap’tır kendisi. Evet Anadolu son karakoldu Arapların gözünde. İngilizlerin içimize ektiği tohuma kanmayalım. Araplar bizi arkadan vurdu tohumuna kanmayalım.

Çanakkale ruhunu iyi anlamalıyız. Anlattığımız bir masal ya da hayal ürünü değil. Hayal kahramanlarından bahsetmiyoruz. Tamamıyla gerçek yaşamış insanlardan bahsediyoruz. Bizim gibi etten kemikten deriden insanlardı bunlar. Çanakkale bir insanlık savaşıdır. Dünyanın en centilmen savaşıdır bizim açımızdan. Düşman donanmasının hastane gemileri geçerken bizim topçumuz tek atış bile yapmazken, düşman topçusu bizim hastane gemilerimizi her seferinde bombalamıştır ve savaş suçu işlemiştir. Almanların zehirli gaz kullanma teklifini Türk Ordusu mertçe ve adil bulmayıp kabul etmemiştir ki, ordumuzun bulunduğu yerden verilecek gaz rüzgarın da etkisiyle düşman askerini telef ederdi.

Siperler arası 8 metre. Arka arkaya 2 kişiyi tek kurşunla öldürebilirsiniz. Metrekareye 6000 mermi düştü. Savaş alanında havada çarpışarak yapışmış birçok mermi bulundu. Unutmayın havada iki merminin çarpışma ihtimali 600 milyonda birdir.
Darul Fünun’un ve İstanbul İdadisi’nin tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için 2 sene hiç mezun verememiştir.

57. ALAY. Bayram namazlarını kılıp helalleşerek cepheye giden ve tamamı şehit olan Alay.Kendi cenaze namazını kıldıkları da söylenir.Ve hepsi ölüme şehadete gider.Öleceklerini bile bile.Rablerine tertemiz gitmek için yıkamışlardır kıyafetlerini akşamdan. Bu kahramanların anısına o günden beri Türk ordusunda 57. Alay var ancak bu alayda hiçbir asker bulunmamaktadır. 57. Alay, dünya üzerinde en çok madalya sahibi olan alay olduğu için dünyanın en kahraman alayı olarak nitelendirilmektedir.
Bu nasıl bir ruh…Çanakkaleyi topla tüfekle matematikle fizikle açıklayamazsınız.Hiçbir savaşta ‘’ben size ölmeyi emrediyorum emri yoktur.Ve hiçbir orduda da yoktur ki bu emre itaat etsin.Bizim kahraman ordumuzdan başka…

Çanakkale’yi Çanakkale yapan gelenler değil, o gelenleri karşılayan asil ruh. Onlar hep geliyorlar. 1071 den beri Malazgirt’ten beri geliyorlar. Ha bu sefer topyekûn geldiler. Ama onları karşılayan ruh öyle bir ruh ki; çelik ve barut, inancın imanın azmin karşısında yenik düştü.Ölüm kalımı yendi,yokluk varlığı yendi,maneviyat maddiyatı yendi. Karşılayanların davası büyüktü. Bizim davamız büyüktü. Vatan davasıydı o dava. Soruyorum VATAN ne demek. Şu an üstüne bastığınız kara toprak mı? Ya da sınıflarda atlaslarda bürolarda gördüğümüz sınırları çizilmiş coğrafya parçası mı? Değil…

Birileri, birileri bizden önce giden birileri, bu kara parçasını coğrafya parçasını vatan yaptı. Toprak eğer kanla yorulmuşsa ve canla ödenmişse bedeli adı artık vatandır. Biz bugün bu topraklarda Özgürce yaşıyorsak; geziyorsak ve bu bayrağın altında konuşuyorsam eğer, şu an nefesi özgürce ciğerlerimize çekiyorsak eğer; birileri bu ülke varolsun diye nefesini verdiği için, canını verdiği için bu özgürlüğü yaşıyoruz. Unutmayın. Birileri nefesini bu vatan uğruna verdiği için buradayız. Ve o gidenler, canlarını düşünmeden veren o yüzbinler…
Allah ü Teâla Kuran da onlara ölüler demeyiniz onlar diridirler diyor. Ve şu an emin olun bizi izliyorlar. Yanınızdalar. Yanı başımızdalar. Bizimle beraberler… Malazgirt Şehitlerine, Sakarya Şehitleri Çanakkale Şehitleri… Sizlere selam olsun. Ruhunuz Şad Olsun. Mekânınız cennet olsun.

08/03/2018
Öncelikle Başöğretmenimiz Atatürk Olmak Üzere; Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirme ve ülkemizi çağdaş...
24/11/2017

Öncelikle Başöğretmenimiz Atatürk Olmak Üzere;
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirme ve ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma gayesi , ile fedakarca hizmet eden tüm öğretmenlerimizin
24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.❤️️

www.samanye.com

21/11/2017

Sen andımızı kaldırdın sanarsın, ama bir öğretmen çıkar ve tüm hevesini kursağında bırakır.
Bir güneş gibi aydınlatırız, karanlık ufukları..

Address

Topçuasım Mahallesi 3521 Sokak No: 1 Merkez
Manisa
45010

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Çağatay Uluçay İlköğretim Okulu Öğrencileri ve Mezunları posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share