HOLİDAY - I love the world

HOLİDAY - I love the world HOLİDAY'a HOŞ GELDİNİZ. Bizlerle gezdiğiniz gördüğünüz yerleri ve anılarınızı, eğlencelerinizi paylaşabilirsiniz. WELCOME HOLİDAY'a. New.

Gezmek görmek eğlenmek arzusunda olduğunuz yerleride paylaşabilirsiniz. Yeniyiz. Şimdilik Türkçe - İngilizce - Yunanca paylaşımlarınızı çevirebiliyoruz.
İsterizki bütün dünya dillerini anlayabilelim. Tercüme edebilecek arkadaşlarımız oluştukca dil çevirilerimiz zenginleşecek. See the places you visit with us and your memories, share your pleasures. Both places to have fun, share a desire to trave

l and see. Currently, Turkish - English - Greek look forward to your shares.
İsterizki might understand all the languages of the world. Friends who could translate the language is quite enriched our translations.

ΚΑΛΩΣ HOLİDAY'a.
Δείτε τα μέρη που επισκέπτεστε μαζί μας και τις αναμνήσεις σας, μοιραστείτε απολαύσεις σας.
Και τα δύο μέρη για να διασκεδάσετε, να μοιράζονται την επιθυμία να ταξιδέψει και να δούμε.
Νέο. Επί του παρόντος, Τουρκικά - Αγγλικά - Ελληνικά ανυπομονώ να μετοχών σας.
Φίλοι που θα μπορούσε να μεταφράσει τη γλώσσα εμπλουτίζεται αρκετά μεταφράσεις μας. www.hotelfahri.com Bozcaada ''HOTEL FAHRİ'' linkleri http://bit.ly/chSk07
Misyon
Geziler, kültürel geziler, eğlenceler, kültürel etkinlikler, sergiler ve huzurlu bir tatil.
Şirkete Genel Bakış
Bozcatur turizm ltd.şirketi - Fahrim turizm ltd.şirketi
Açıklama
Limandan 50 mt. mesafede kasabanın en büyük arsası bahçesi içerisindedir. Bahçesinde karadut, beyaz dut, nar, incir, erik, badem, üzüm(asma) ağaçları ve rengarenk çiçekler bulunmaktadır. Müdavim müşterilerin isimleri ya çiçeklerde yada asırlık ağaçlarda yaşatılır. Genellikle her yıl aynı müşterilerini ağırlayan bir otel özelliğindedir. Yaz aylarında terasında ve bahçesinde, kış aylarında ''ŞAİRANE''salonunda sabahlara dek süren sohbet ve fasıl eğlenceleriyle arkadaşlıkların dostlukların oluşumunada ortam yaratmıştır.

06/03/2016
06/11/2015
08/09/2015
12/07/2015

"İŞ BİTİRİCİ OLSUN!"

Çocuklar yalan söyleyen biri olarak doğmazlar. Doğruyu söylemek, bildiklerini ve gördüklerini, yani kendi gerçekliklerini olduğu gibi ifade etmek, suyun meyilli bir zeminde akması gibi doğaldır. Ama büyürken gerçeği ifade etmekten korkmayı ve yalan söylemeyi öğrenir.

Çocuğun içinde yetiştiği aile farkına varmadan doğru söyleyeni yeriyor ve yalan söyleyeni ödüllendiriyor ise, zamanla 'kurnaz' biri olur.

Kafasının ve gönlünün zenginliğine çok değer verdiğim bir dostum geçenlerde anlatmıştı: (isimler değiştirilmiştir)

"Yedi yaşındaki yeğenim Burak ve onun yaşıtı Ali yazlık evin bahçesinde oynuyorlardı. Sıcak yaz günündeki oyun şöyleydi: Bahçedeki hortumu açmışlardı, sırayla hortumu ellerinde tutuyorlardı; bu tutuş ile su yerden belirli bir yükseklikte akıyordu. Sanki biri belli yükseklikte ip tutuyordu. Suya dokunmadan onun üstünden atlayan puan alıyordu. Biri atladıktan sonra diğeri aynı yükseklikte suyu tutuyor, eğer her ikisi de atlıyor ise, suyun yüksekliği bir derece artırılıyordu.

Ali dürüst bir çocuk olarak Burak atlarken hortumu hiç kıpırdatmadan suyu aynı düzeyde tutmaya özen gösterirken, Burak, Ali atlarken tam atlayış sırasında hortumun ucunu hafifçe yukarı kaldırıyor ve suyun yüksekliğini artırıyordu.

Bahçede benimle oturan Burak'ın teyzesi bunu gördü ve "Burak, doğru dürüst oyna; oyunda hile yapma!" dedi. Burak, "Ben bir şey yapmıyorum; ne yapıyorum ki?" diye yaptığını saklamaya çalıştı. Teyzesi, "Sen ne yaptığını çok iyi biliyorsun!" dedi.

O sırada bahçede oturmakta ve gazetesini okumakta olan Burak'ın dedesi, "Bırak çocuğa dokunma; hayatta ancak öyle başarılı olunur, çocuğu engelleme," diye müdahale etti., Kızı, "Ama, baba. . . . ." diye konuşmaya çalışınca, "Kızım ben ne çektiysem dürüstlüğümden çektim; bırak çocuk iş bitirici olsun," diyerek konuşmayı noktaladı."

Dinledim; iki soru aklıma geldi;

1- Çocuklarımızı sorunun bir parçası olarak mı, yoksa çözümün bir parçası olarak mı yetiştirdiğimiz üzerinde düşünüyor muyuz? Eğitimciler, yöneticiler, anababalar, kısaca toplum olarak bu soru üzerinde düşünüyor muyuz?

2- Bu tür iş bitiricilerin ailede, meslekte, yöneticilikte, üniversitelerde, siyasette çoğunlukta olduğu bir toplum düşünün. 'İş bitiriciler toplumu!'. Sevgi, güven, adalet, hakkaniyet, gerçeğe saygı değerlerine sözde değil, gerçekten, yürekten inananların 'safdil,' 'naif' sayıldığı iş bitiriciler toplumu.

Soru şu: Bu tür 'iş bitiriciler toplumu'nun işini zaman içinde başka bir toplum bitirir mi?

Benim ilk soruya cevabım "Hayır", ikinci soruya cevabım ise, "Kesinlikle evet."

Değerler konusunu konuşmaya en çok ihtiyaç duyan bir toplumuz; ama en az konuşulan konu bu. Konuşılan değil, yaşanılan değerler. En temel iki değer "hakkaniyet" ve ilişkilerde "güven"dir. Hakkaniyet duygusu kaybolmuş bir insan zaman içinde yaşamının anlamını mutlaka kaybeder; ne ailesi, ne mülkü, ne mevkisi hiç bir şey, ama hiç bir şey, ona anlam ifade etmez hale gelir. Aynı şey adalet duygusunu kaybetmiş bir toplum için de geçerlidir.

Adalet duygusunu kaybetmiş bir toplum zaman içinde zayıflar, hasta toplum olur.

Ve bir toplum olarak buna izin vermeyecek kadar uyanmış anababalar, öğretmenler, öğrenciler, yöneticiler, girişimciler, işçiler, din görevlileri, her meslekten insanlar, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencileri olduğuna inanıyorum.

Sevgi, saygı ve adalet duygusunu ailesinde, sınıfında, işinde ve ilişkilerinde canlı tutan insanlarımıza selam olsun!

12/07/2015

HAYAT
(Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
Aslında yokum ben bu oyunda
Ömrüm beni yok saysın....)
Yaşam bir ıstaka
Gelir vurur ömrümün çoskusuna
Hani tutulur dilin
Konuşamazsın
Tırmandıkça yücelir dağlar
Sen mahlupsun sen ıssız
Ve kalbimde kuşların gömütlüğü
Tutunamazsın...
Eloğlu sevdalardan dem tutar
Aşk büyütür yıldızlardan
Yasak senin düşlerin
Dokunamazsın
Birini sevmişsindir geçen yıllarda
Açık bir yara gibidir hala
Hala çok özlersin onu
Ağlayamazsın
Yolunda köprüler çürür
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda
Savurur hayat kül eyler seni
Doğrulamazsın!
Yapayanlız bir ünlemsin
Dünyayı ıslatan su yağmurlarda
Herşey çeker ve iter
Anlatamazsın...
Yaşam bir ıstaka
Gelir vurur işte ömrünün çoskusuna
Sesinde çığlıklar boğulur ama
Bağıramazsın...
Sonra vakit erişir, toprak gülümser sana
Upuzun bir ömrün ortasında
Ne hayata ne ölüme
Yakışamazsın!
Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
Aslında hiç olmadım ben bu oyunda
Ömrüm beni yok saysın...
Yılmaz Odabası

12/07/2015

Öyle büyük şeylerde gözüm yok hiç,
küçük mutluluklar diliyorum; küçücük......
Bir çocuk saflığında gülüşler,
Sohbetle uzayan gecelerde,
zarif kadehlerdeki 'Yakut'un buğusu,
Islanmış çimenlerin kokusu,
Çimenlerdeki çıplak ayaklar,
Bahçedeki gül ağacı,mis kokulu çiçekler,
Gıcırdayan salıncak,
Çocukken oynadığımız oyunlar tadında sımsıkı sarılışlar,
Ruhumuza dokunan şarkılar,
Akordu bozulmayan bir yaşam bestesi,
Maskelerden arınmış yüzler,
Sımsıcak kahkahalar,
Çatılmayan kaşlar,
Gün doğumları,
Hepsi bu...

05/07/2015

DOĞU TÜRKİSTAN'LI BİR ÇOCUĞUN RAMAZAN GÜNLÜĞÜ

Benim adım Aziz Tursuncan. Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye oldukça yakın olan Beşbalık'ta orta okula gidiyorum.

Bugün Ramazanmış. Gece vakti ne olduğunu anlayamadım ama babam yanıma gelerek birden beni yatağımdan kaldırdı.
- "Ne oldu baba?" diye sordum.
- "Bugün Ramazan'ın ilk günü. Müslümanlar oruç tutar. Oruç tutmak için ise sahura kalkarız. Bu sünnettir..." dedi.

Gece vakti yenilen yemeğin ismi sahurmuş. Babam elimden tuttu ve beni yemek için mutfağa doğru götürdü. Hayret! Acabâ niye ışıkları yakmamışlar? Elimi ışığı yakmak için uzatırken babam beni engelledi.

- "Yapma yavrum; Hıtaylar (Çinliler) sahura kalktığımızı görürse, bizi hapse atarlar." dedi.
- "Ama onlara ne oluyor baba?" dedim.
- "Onlar kâfir oğlum! Bizi dinimizden soğutmak için ellerinden geleni yaparlar. Unutma ağabeyin, Barın Cihâdinda şehid edilmişti. Sana anlatmıştım. Hatırlamıyor musun?" dedi.

Evet... Hatırlıyordum. "Allah'in ismini yüceltmek için ağabeyin şehid oldu" demişti babam. Uygurların bağımsızlığı için...

Saat 06.00 olmuş. Annem beni yatağımdan kaldırdı.
- "Unutma oğlum. Bugün oruçlusun. Akşama kadar hiçbirşey yemeyecek ve içmeyeceksin. Söz mü?" dedi.
- "Söz..." dedim.

Annem beni okula bırakırken, sabahları Hıtay(Çinli) öğretmenlerin bizlere zorunlu olarak yaptırdıkları spor için herkes sıraya girmeye baslamıştı bile...

Sabah sporunu tamamladıktan sonra; sınıflara geçtik. Bu arada saat 07.00 olmuştu. Hıtay(Çinli) öğretmenimiz bize anlayamadığımız bâzı şekiller ile Hıtayca(Çince) öğretmeye çalışıyor ve Uygurca konuştuğumuz zaman bizi dövüyor. Hiç anlayamıyorum...

Vakit geçiyor ve öğlen tâtili yaklaşiyordu. Öğlen tatilinden önceki son teneffüste Hıtay(çinli) ögretmen beni yanına çağırdı. Çok güzel bir Uygurca ile;

- "Gel bakalım Tin Suan. (Bana verdikleri Hıtayca isimdi bu) Seninle biraz konuşalım. Annen, baban nasıl?" diye sordu...

Benimle böyle yakından ilgilenmesi çok hoşuma gitmişti. Gâliba artık dayak yemeyeceğim diye düşünüyordum.

- "Çok iyiler öğretmenim." dedim.
- "Siz evde neler yapıyorsunuz çok merak ediyorum? Hadi bana dün akşamdan beri neler yaptığınızı ve vaktinizi nasıl geçirdiğinizi anlat bakalım." dedi.

Öğretmenimin benimle ilgilenmesini kıskanan arkadaşlarım olduğunu bilerek keyifle cevap verdim;

- "Akşam babam geldi. Onunla oturduk akşam yemeği yedik. Televizyon seyrettik. Sonra da yattık."
- "Bu kadar mı?" dedi.
- "Haaa, bir de gece kalkıp yemek yedik. Biz Müslümanız, oruç tutarmışız. O yüzdende gece yemek yemeliymişiz. Sonra akşama kadar hiçbirşey yememeliymişiz" dedim.

Öğretmenim birden ayağa kalktı, okul müdürünün ve onun yanındaki asker kıyâfetlı adamın yanına doğru koşmaya başladı. Benimle ilgilenmekten vazgeçmişti anlaşılan. Beni göstererek birşeyler anlatmaya başladı. Benim ne kadar iyi bir öğrenci olduğumu anlatıyordu muhakkak!

Ögle yemeğinden önceki son dersimizde bitmişti. Birazdan öğle yemeği vakti gelmişti. Birden aklıma annemin söyledikleri geldi. Ona söz vermiştim; yemek yemeyecektim. Demekki o yüzden annem bugün öğle yemeği koymamıştı çantama. Zaten Hıtay(Çinli) öğretmenler ve öğrenciler hâricinde bize yemek vermiyorlar.

Hıtay(Çinli) öğretmenim beni yanına çağırdı ve bugün öğle yemeğinin bedâva olduğunu söyledi. Allah Allah? Normal zamanlarda bir kalem istediğimizde bile bize dayak atan Hıtaylar(Çinliler) yemek veriyorlardı.

-"Teşekkur ederim öğretmenim ama ben yemek yiyemem. Çünkü bugun anneme söz verdim yemek yemeyeceğime dair." dedim.

Suratımda patlayan tokatın acısını akşam olmasına rağmen geçmemişti. Hıtay(Çinli) öğretmen tokadı attıktan sonra, zorla bana yemekte yedirmişti. Anneme söz vermiştim. Ne yapacağım şimdi?

Eve doğru giderken akan gözyaşlarıma hâkim olamıyordum. Anlayamıyordum?
Müslüman olmak mı yasaktı?
Uygur olmak mı?
Yoksa anneye söz vermek mi yasaktı?

Birden aklıma yan evde oturan arkadaşım Rahimullah geldi. Babası ona Kur'an öğretirken yakalanmıştı ve babasıyla annesini hapse atmışlardı. Rahimullah'ıda Urumçi'deki bir yetimhaneye vermişlerdi. Annemler konuşurken duymuştum. Rahimullah artık hiç Uygurca konuşmuyormuş. Ben Hıtayim(Çinliyim) diyormuş...

Uzaktan evi görüyorum ancak evin önündeki askeri arabada neyin nesi acaba? Yaklaştıkça annemi ve babamı, askerlerin dövdüğünü gördüm. Babam "Allah-û Ekber" diye bağırıyor. Annem ise gözyaşları içerisinde. Onlara doğru koşmaya başladım. Birden bir asker tuttu beni. Annem bağırmaya başladı;

- "Bırakın oğlumu...."

Arkasındaki askerin dipçik darbesi ile bana doğru devrildi annem. Artık hiç sesi çıkmıyordu. Babam ise gözleri ve elleri bağlanmış olmasına rağmen hala "Allah-û Ekber" diye bağırıyordu.

Beni tutan askerin elinden kurtulmaya calışırken bir Hıtay(Çinli) kadının bana doğru yaklaştığını gördüm. Beni tutan askere;

- "Çocuk bu olmalı. Götürün" diye emir verdi...
- "Bırakın beni! Bereye götürüyorsunuz? Babamı, annemi istiyorum ben. Nereye götürüyorsunuz beni?" dedim.
- "Artik URUMÇİ'de yeni bir evin olacak Tin Suan, merak etme." diye cevap verdi...

Doğu Türkistan, bütün Türklerin nâmusudur.
Doğu Türkistan'a sâhip çık!

05/07/2015

Çin'de köpek kesip yeme festivali var. Şereften yoksun kızıl Çin, Müslümanlar için eti haram olan köpeklerin cesedini, oruçlu oldukları halde Türkistan'lı müslümanların boyunlarına asarak zorla yedirmeye çalışıp, oruçlarını bozmaya zorluyorlar. Acıya daha fazla dayanamayıp yiyenleri çırılçıplak soyup tazyikli suya tutuyorlar. Yemeyenleri ise binlerce cop darbesi ile öldürüyorlar.
Ve her gün bu şekilde onlarca Türkistan'lı katlediliyor!
Neden tüm dünya sus pus olmuş, neden kimse ayağa kalkmıyor?
KÜRT kökenli biri olarak açıkça söylüyorum; katledilen binlerce Türkistanlı Türk değilde, başka dine veya ırka mensup iki tane bile insan olsaydı eğer, 7 kıtaya mensup tüm dünya ülkeleri şimdiye kadar ortalığı çoktan ayağa kaldırmışlardı!
Herşey bir yana; Japonya halkı bile Türkistan bayraklarıyla sokaklara dökülüyorlar ama Türkiye'de kimsenin kılı kıpırdamıyor!!!
Ülkemin vatandaşları vücuduna uyuşturucu zerkederek hayatını kaybeden Hollywood starlarının fotoğraflarını aylarca sosyal medya hesaplarında profil yada kapak resmi olarak kullanırken; Türkistan'ın bu içler acısı durumunu paylaşmaktan bile acizler.. Dünyanın dikkatini bu yöne çekmek için daha neyi bekliyorsunuz anlamıyorum ki!
Alnınıza veya vücudunuza Türkistan bayrağı dövmesi yaptırın demiyor kimse!
İnsan katlediliyor, insanlık ölüyor ve biz buna seyirci olduğumuz için; asıl ölülerin bizler olduğunun farkında bile değiliz. Gerçekten ölmüşüz ve birbirimizden haberimiz yok!
Türkiyede sivil toplum kuruluşu ve dernek olmak üzere toplam 81.758 platform ve 91 tane siyasi parti var!
Ve bunlara mensup milyonlarca üye var...
Her haltta insanları eylem yapmak için sokağa davet eden cenah, neden bu konuda bir adım bile atmıyor neden hala sessizler!
Türkistan'lı soydaşlarımız, soy kardeşlerimiz, din kardeşlerimiz demeyi geçiyorum artık; insanlar öldürülüyor, insanlar diri diri yakılıyor. Eyy Hümanizm naraları atan, kalp gözü körelmiş maceracılar nerdesiniz!???
814.578 kilometrekarelik TÜRKİYE cumhuriyetinde eylem yapacak alan mı kalmadı?
Oysa üç ağaç için 38 dönümlük Taksim Geziparkı'a milyonlarca insan sığdınız, Mursi için 6 dönümlük Ayasofya'ya onbinlerce sığdınız, Milli Takımın dünya kupası zaferini kutlamak için 1,5 kilometrelik İstiklal caddesine yüzbinlerce sığdınız.
Şimdi diyorum ki; TÜRKİSTAN için bir kere bile olsa insanlığımıza, kalıbımıza ve o taşıdığımız vicdanlarımıza sığalım!
Bu zulüm yaşanıyorken, sizler hala daha sıcacık yuvalarınızda üç maymunu oynuyorsanız eğer; yazıklar olsun diyorum. Hemde binlerce, milyonlarca kere yazıklar olsun!!!

05/07/2015

Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar.
Sonra karısından sofrayı kurmasını ister.
Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.
Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister.

Karısı; “Sen yemeğe devam et ben getiririm”, der ve içeri gider.
Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı hanım?” diye sorar.
Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir .
Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.
Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.
Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler.

Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner.
Adam merak eder ve sorar; “Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz'' der.

Hani derler ya öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile.

Yaşamı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın.

Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin...

- La Edri

05/07/2015

Şükürsüzlükten anladığımız şey; kişinin az ile yetinmemesi, sürekli olarak halinden şikâyet etmesi… Şükürsüzlüğün en büyük alametlerinden biridir bu. Sürekli her şeyi yetersiz görüyor, her şeyin daha fazlasını istiyorsa bu insan şükür kelimesini kullansa bile dili şükrediyor ama davranışları şükretmiyor manasına gelir.

Bu tarz davranışların arka planında da genellikle şu vardır; kendilerinin egoları yüksektir, kendilerini çok iyi şeylere layık görme eğilimindedirler. Hayat felsefeleri de konformizme yakındır. Egoizm ile konformizm burada birleşmektedir. Birleştiği zaman lükse düşkünlük oluyor, medeniyet fantezilerine düşkünlük artıyor ve bu kişide sürekli bir mutsuzluk hali oluşturuyor.

Bunun çözümü yaşam felsefesini belirlemekten geçer. Sıradan şeyler ile mutlu olmayı öğrenmeliyiz, sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmeliyiz. Her insan hayat standartları iyi bir şekilde yaşamak ister ama gücümüzün yeteceği şey var yetmeyeceği şeyler var. Rahatına düşkün olma, konformizm, bu çağın hastalıklarından birisidir. Bunun arka planında da şükürsüzlük vardır.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

05/07/2015

Harika Bir Öykü..

Onu Da Sen Ağırla.

Günahkâr bir adamdı, ayık gezmezdi. Bütün bir köy halkı yaka silkiyordu adamdan, ' ölse de, kurtulsak ' diyorlardı.

Bir karısı vardı bu adamın, bir de kendisi. Hiç çocukları olmamıştı. Köy halkı böyle bir adamın zürriyetinin olmadığına memnundu. Kadın ise, adamın haline üzülse de ses çıkarmazdı, çıkaramazdı.

Otuz yıldır evliydiler, döverdi, kızardı, her gün biriyle kavga ederdi. Ama kocasıydı işte, evinin erkeği idi.

Adam iyice yaşlanmıştı artık. Öksürük nöbetleri uykusunu bölüyor, iki basamak merdiven çıksa nefes nefese kalıyordu, titreyen elleriyle sigarasını zor sarıyordu.

İyice zayıflamıştı, zaten kısacık olan boyuyla bir çocuk gibi kalmıştı. Kadıncağız ellerini açıp dualar ediyor,
' ahir ömründe olsun şu adamın hali biraz düzelsin ' diye yalvarıyordu Allah' a...

Adam bir sabah evden çıktı, fakat ertesi sabah oldu, dönmedi. Tan yeri ağarırken kadın aramaya çıktı kocasını. Kim bilir yine nerde sızıp kalmıştı!

Köyün üst tarafındaki çeşmenin başına gitti önce, orada içerdi adam, bulamadı. Yakındaki tarlaları aradı, köyün dört bi yanına baktı, yoktu.

Eve gelmiştir belki diye koşarak geri geldi, hayır, dönmemişti. Güneş inmek üzereydi, bir acele abdest aldı, namaz durdu.

Duası bitmek üzereydi ki, kapının çalındığını duydu.

Kocasıydı gelen. Adamın yüzü sapsarı kesilmişti. Öksürüyordu, eliyle göğsünü işaret ediyordu. Kadın koluna girdi kocasının, güç-bela sedire kadar taşıdı.

Uzandı adam, karısının yüzüne baktı, ağlıyordu. Doğrulmak ister gibi yaptı, hakkını helal et diyecekti, lafının sonunu getiremedi, başı yastığa düştü, ölmüştü...

Kadıncağız kocasının başında epey bir ağlayıp feryat etti. Biraz kendine gelince gözlerini sildi, yemenisini bağladı.

Kalktı, imamın evine gitti.

- Hocam... Diyebildi hıçkırarak, bizimkisi...

Söyleyemiyordu, ama İmam Efendi durumu anlamıştı. Kadının yüzüne baktı, köylü ne der diye düşündü, bocaladı.

- O mendebur bir kez bile caminin kapısından içeri girmedi, kaldırmam onun cenazesini, deyip kapıyı kapadı.

Kahroldu kadın. Nereye gitsem, ne yapsam diye düşündü. Kimseleri yoktu ki, çaresiz eve döndü.

Yıkadı kocasını, sandıktan çıkardığı beyaz bir çarşafa sardı, omuzuna aldı, mezarlığın yolunu tuttu.

Caminin köşesinden dönerken, muhtar ve köylülerin kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü.

Bir kez daha düğümlendi boğazı, cenazesi omuzundan kayarken, dizlerinin üzerine çöktü, ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı.

Hışımla yaklaştı muhtar:

- Onu nereye götürüyorsun, dedi, mezarlığa götüreyim deme sakın! Sağlığında biz çektik, bir de ölülerimiz çekmesin o herifin elinden...

Kadın gözlerini çarşafın üzerine dikmiş, öylece duruyordu. Birden bağırmaya başladı, delirmiş gibiydi sanki Kalabalık yanından korkuyla uzaklaşırken, cenazesini tekrar yüklendi, köyün dışına doğru yürümeye başladı.

Kan ter içinde kalmıştı kadın, artık adım atacak hali yoktu. Kendi kendine;

- Şuracığa gömeyim adamımı, dedi, kimseler rahatsız olmaz burada...

Tam o anda bir ayak sesi duydu, irkildi, bir çobandı gelen. Kadıncağız her şeyi olduğu gibi anlattı. Üzüldü çoban, gözleri doldu.

- Dert etme, dedi, ben yardım ederim sana.

Bir çukur kazıp cenazeyi gömdüler. Çoban başucunda durdu mezarın, ellerini açtı, dua etti.

Birkaç çiçek buldu kadın, toprağın üstüne serpti. Çobana dualar ederek evine döndü.

Yorulmuştu.

Camın kenarına oturup uzaklara daldı. Uyuyup kaldı oracıkta.

Ertesi sabah imamın kapısını telaşla çaldı muhtar. Bir yandan tokmağı vuruyor, bir yandan da ' İmam Efendi, İmam Efendi...' diye bağırıyordu. İmam korkuyla açtı kapıyı.

- Bir rüya gördüm, dedi muhtar, hocam o berduş, o serseri adam Cennet' teydi. Bana gülüyor, hakkım sana bile helal olsun diyordu.

Rüyayı duyana imamın benzi attı, kendisi de hemen hemen aynı rüyayı görmüştü.

' Gel hele, içeri gel...' demeye kalmadı ki, köyün delisini gördüler.

Koşarak geliyor, bir yandan da bağırıyordu:

- Demedim mi ben, demedim mi size, rüyamda gördüm, rüyamda...

Birkaç köylü daha benzer rüyalar gördüğünü söyleyince, kadının yanına gitmeye karar verdiler. Özür dileyecek, kendilerini affettirmeye çalışacak, bu arada işin aslını öğreneceklerdi. Bir şeyler olmuştu ama neydi?

Eve vardıklarında kapıyı açan kadın şaşkındı. Kapıyı yüzlerine kapatacak oldu, yapamadı. Gelenler olan biteni anlatıp özür diledi, cenazeyi nereye defnettiğini, neler olduğunu sordular.

Kadıncağız her şeyi anlattı, can kulağı ile dinlediler ve çobanı bulmaya karar verdiler.

Bir yandan yürüyor bir yandan da aralarında konuşuyorlardı; ' bu çoban bir evliyaydı herhalde, belki de Hızır' dı, aslında ölen adam da o kadar kötü bir adam değidi.'

Tarif edilen yere geldiklerinde çoban koyunlarını otlatıyordu. Gelenleri görünce ayağa kalktı, ' hayırdır inşaallah ' dedi. Oturdu, onlara süt ikram etti, konuşmaya başladılar.

Çoban söylenenlerden hiç bir şey anlamamıştı, cenazeyi nasıl defnettiklerini anlattı.

- Ben bir garip kulum, dedi; cenazeyi defnettik, başucunda oturup dua ettim sadece, hepsi bu...

Merakla nasıl bir dua ettiğini sordular, çoban da söyledi;

- Allah' ım, ben dağda koyunlarımı otlatırken kulların gelir yanıma, selam verirler. Senin selamınla gelen senin misafirindir der, ağırlarım. Süt ikram eder, azığımı paylaşırım.

Şimdi de ben sana bir misafir yolluyorum, onu da sen ağırla...

05/07/2015

Çocukken küstüm der çıkardık oyundan...şimdi sorumluluk diye birini almışlar oyuna istesende çıkamıyorsun....mutlu oyunlarımız olsun inşallah

Address

Bozcaada
17680

Telephone

0532 569 02 96

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when HOLİDAY - I love the world posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to HOLİDAY - I love the world:

Share