26/01/2021
Ezeli Doganay İLE KUREYŞANLILAR ÜZERİNE BİR KONUŞMA
Süleyman Ateş. TV 10.
Merhabalar iyi akşamlar sevgili izleyiciler, bir Dervişin Toprağı Dersim programıyla yine sizlere konuk olduk. Bugün yine Alevilik üzerine konuşacağız önemli bir konuğum var. Pir Ezeli Doğanay. Hepiniz yakından tanıyorsunuz önemli bir yazar ozan ve araştırmacıdır. Bildiğiniz gibi tarihimiz yazılı belgeler üzerinden değil sözlü gelenek ve canlı hafızlar üzerinden yürümektedir. Dileğimiz ve program amacımız bu tarihin yok olmamasıdır. Dışarıdan bir bakış açısıyla değil artık içimizden çıkan araştırmacılar yazarlar ozanlar tarihimizi araştırıyor karanlık perdesini aralayarak gün ışığına çıkarıyorlar. Ezeli Doğanay Dersim kökenli ve Kureyşanlı bir araştırmacıdır. Raa Heqi inancında önemli bir yeri olan Kureyşanlıları araştırıyor. Bu konuda alan çalışmaları yapmaktadır. Bu gün ondan öğreneceğiz Kureyşanlılar kimdir? Nerelerde yaşadılar? Pirleri kimdir talipleri kimdir? Hangi bölgelerde hala etkinliklerini sürdürüyorlar? Umuyorum bu söyleşiyle ve Ezeli’nin anlattıkları ile gerçeğe ulaşmış olacağız. Hoş geldin hoşluk getirdin Böyle kısa bir giriş yaptım epey uğraşıların var bunların üzerinde konuşursak yeni bir program hazırlamamız gerek sadece bu konuyla ilgili öncelikle senden şunu öğreneyim bu konuya ne zaman ve nasıl başladın? Bu konuda araştırma yapma fikri nasıl oluştu?
Sevgili dostum 2009 yılın da İstanbul’da bir TV’de programlar hazırlıyordum. Bu programıma birçok yazar araştırmacı konuk ediyordum. Faik Bulut’tan, Süleyman Diyaroğlu’na, Hasan Kıyafetten, Erdoğan Çınar’a kadar. Programlarım da genellikle kültür sanata ağırlık veriyordum ama Alevilik kültürünü ve edebiyatını da işliyordum. 8 ay kaldım İstanbul da bu programlardan dolayı. Boş zamanlarım da sık sık Alevilik konusun da araştırmalar yapmış yazar ve araştırmacı arkadaşlarla bir araya gelip konu üzerinde konuşuyorduk. Bir gün Erdoğan Çınar’la onun bürosun da sohbet ederken ona sordum. “Araştırmaların arasında geçmiş tarihler de hiç Kureyşanlılar ile ilgili bir bulguya belgeye rastladın mı?” diye. “yok” dedi “özellikle Kureyşanlılar ile ilgili çalışmadım. Elimde bir done var o doneye göre Kureyşanlıların Ermeni kökenli olduğu yazılı” Görmek istedim elinde ki belgeyi. Dedi “bundan 1000 yıl önce yazılmış. İznik konsolu yazmış.” Baktım İngilizce yazılmış. Kopyalayıp aldım çünkü ben İngilizce bilmiyorum. Almanca olsa kaynağından öğrenmek isterim ama İngilizce bilmediğimden o belgeyi İngilizce bilen arkadaşlara tercümesini yaptırdım. Baktım Kureyşanlılarla ilgili değil Kilisede ki Papazlardan söz ediyor. Bunun üzerine bu konuda araştırmaya başladım. Merak ettim. Kureyşanlıların coğrafik olarak dağılımları, tarihsel ve toplumsal kökenleri, Pir Talip ilişkileri, Öne çıkan şahsiyetleri, Ziyaretleri, Ocak kültürü içinde ki önemleri, konuştukları dilleri, Raa heqi inancının trafik anlamda %50’sinu bunlar yönetiyor. Konuştukları dilleri vs.
Evet, onu soracaktım. Kureyşanlılar hangi dili konuşuyorlar?
Bir kısmı Kırmançki konuşuyor. Bunlar yoğunluklu olarak Sivas, Erzincan, Erzurum, Muş, Bingöl ve Dersim’de yaşarlar. Ancak Dersim de El Qaziye ve çevresindeki iki köyde yaşayan Kureyşanlılar Kurmançki (Kırdaski) konuşurlar. Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya’da yaşayan Kureyşanlılar Kurmaçki (Kırdaski) konuşurlar. Gaziantep’de yaşayan Kureyşanlılar ki bunlar kendini Kureyşanlı olarak değil Şecereye göre Kureyşin dördüncü göbekten bağlı olduğu İmam Musai Kazım’a kendini bağlarlar. Ancak onlar Türkçe konuşuyorlar.
Etnik köken olarak kendilerini nasıl görüyorlar?
Genel olarak Kureyşanlıların bir kısmı kendine “Türküm” diyor, bir kısmı “Zaza” bir kısmı “Kürt” bir kısmı da “Arab’ım” diyor. Bende tam olarak bu konu da çalışmak istedim bunun netleşmesi lazım. Aynı ocağa mensup olan bir kökenin 4-5 etnistesi olmazdı. Bu bilimin de mantığın da sınırlarını zorlayan bir durum.
Kureyşanlıların Pirleri hangi ocaktan?
O konuda da farklılıklar var. Şimdi Raa Heqi öğretisinde talip hangi ocağa bağlı ise doğal olarak talibin bütün ailesi hatta sülalesi o ocağa bağlı olur. Ancak Kureyşanlılar ile ilgili yaptığım bu alan çalışmasın da bunun öyle olmadığını gördüm. Adıyaman da eski adıyla Semsür Şecerede ki adıyla Hasnı Mansur orada yaşayan Kureyşanlıların bir kısmı Üryan Hızrların talipleridir bir kısmı ise Ağuçanların talipleridir. Dersim de ki Kureyşanlıların bir kısmı Babamansur’ların talipleridir bir kısmı ise Kardeş kardeşi kendine pir etmiş yani Kureyşanlılar yine Kureyşanlıların talipleridir. Pülümür ve Erzincan’da ki Kureyşanlıların bir kısmı ise Şey Ahmet ocağına talip olmuşlar. Şimdi burada ilginç olan normalde yola göre erkana göre eğer Kureyşanlılar Ağucan’a veya Babamansur’a ikrar vermişlerse o zaman bütün Kureyşanlıların pirinin Babamansur ya da Ağuçan olması gerekir. Ancak Kureyşanlılar da böyle değildir.
Bende öyle biliyordum. Kureyşanlıların pirlerini Babamansurlular olarak biliyordum.
Evet, genelde öyle bilinir. Şimdi onunda hikâyesi şudur. Dersim Mazgirt Muxundi de Babamansur adında bir eren kendine ev yapmaktadır. Kureyş Ayıya binerek eline de yılanı kamçı olarak alıp onu ziyarete gider. Babamansur kendine yaşlaşan Kureyşi görünce yaptığı duvarın üzerine binerek “yürü” der ve duvar Kureyşe karşı yürür. Bunun üzerine Kureyş Ayı’nın sırtından iner, Babamansur da duvardan iner ve birbiri ile görüşürler. Kureyş’in bineği canlı Mansur’un bineği cansız olduğundan Kureyş Mansur’u pir olarak kabul eder ve talibi olur. Genel kanı bu ve toplum içerisinde genellikle böyle anlatılır ve buna inanılır. Şimdi eğer bu anlatım doğru ise; o zaman bütün Kureyşanlıların Babamansur’un talibi olması gerek. Ancak yukarıda da anlattığım gibi Adıyaman, Malatya ve Erzincan’da ki Kureyşanlıların pirleri başka ocağa mensuplar. Şimdi olayın anlaşılması açısından şu soruların cevap bulması gerekir.
1. Acaba gerçekten Kureş ve Mansur arasında böyle bir olay yaşanmış mıdır?
2. Babamansur ile görüşen Kureş hangisidir?
3. Asıl Kureyş Muxundi de Babamansur ile görüşen Kureş ise Gaziantep’te Yavuzelinde olan Kureş Kimdir?
4. Diğer bölgelerde ki Kureyşanlılar neden başka ocağa bağlılar?
Çünkü buna benzer olay başka Alevi erenleri arasında da geçmektedir. Mahmut Hayrani ile Hacıbektaş arasında da geçer. Mahmut Hayran (Hayrani) Menkıbesinde bu olay şöyle geçmektedir.
“Seyit Sultan Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin Karşılaşması Üç yüz dervişi ve ona tabi olanları ile Seyit Mahmut Hayran (Hayrani) Sultan Hazretleri 300 dervişini bir aslana bindirir. Aslanın boynun tarafına öne kendisi oturur diğerleri arkada yılanı veya bir ejderhayı eline kamçı eder. Aslan bir kuş olur, Suluca Kara Höyük Bölgesinde, Aliler Kayası denilen mevkide Seyit Sultan Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Hazretleri ile karşılaşır. Seyit Sultan Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Hazretlerini de bir kaya üzerine binmiş 300 erini bu kaya üzerine almış uçup gelmektedir. Rivayete göre kucağında hünkârın bir ceylan ya da yavrusu vardır. Onlar 40 gün 40 gece orada konuşup görüşürken aslan ile ceylanda beraber dururlar. Hala kaya orada kafası kuş ve aslan ya da ceylana benzetilmektedir.”
Yine binekleri canlı ve cansız, Canlı bineği olan cansız bineği olana talip olur. Ehli Haq inanışında da buna benzer bir durum söz konusudur. Bu Muxundi anlatımı tartışmalı bir bilgidir.
Siz Gaziantep’e de gittiniz araştırdınız orada ki Kureyşanlılar kimin talipleridir? Dağılma oradan mı başlamıştır?
Onlar da Ağuçanların talipleridir. Pirleri Malatya’dan gidiyorlarmış. Orada ki türbede yatan erenin sandukasının başucunda “Kureşo Qur 1141’de doğdu” diye yazılıdır. Orada bir ev yapıyor ve şöyle vasiyette bulunuyor. “Ben ölünce beni yaptığım bu evin içine gömün” diye. İlginçtir büyük bir arazi üzerine kurulu türbe. Türbenin etrafı duvarla çevrilidir. Duvarın içinde de büyük bir mezarlık vardır. Daha sonra hakka yürüyünce de gerçekten o evin içine gömüyorlar. Oğullarından biri Seydi Kureyştir. O da aynı bölgede yani yukarıkayabaşı 5 km uzaklıkta başka bir yerde yatmaktadır. Mezarı türbe haline getirtilmiştir. Kureyş’in diğer oğulları zamanla Antep’ten göç edip Adıyaman’a gelmişlerdir. Adıyaman’da da merkeze bağlı önce yukarışeyhler köyünü kuruyorlar sonra Aşağışeyhler köyünü kuruyorlar. Her iki köyde şu anda sadece kalıntıları var yani harabedir. Gidip oraların çekimlerini yaptım. Ancak mezarları duruyor. Daha sonra Adıyaman il merkezine 17 km uzaklıkta Kındırali köyünü kuruyorlar. Kureyşin torunlarının büyük bir kısmı Adıyaman’ın kent merkezinde yaşıyorlar ancak Kındırali köyü de kureyşin evlatları var. Şimdi şurada şöyle bir olasılık olabilir. Sanıyorum Kureyşan ocağı burada iki kola ayrılıyor.
1. Kol Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Konya, Afyonkarahisar.
2. Kol Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Dersim.
Daha sonra ikinci büyük dağılımı Dersimde yaşıyorlar. Unutmamak gerekir ki tartışmalı bir kişilik olan Mahmut Hayrani Konya’ya bağlı Akşehir ilçesinde yatmaktadır. Yine bir başka Kureyş baba Türbesi de Afyonkarahisar’dadır. Afyon'dan İzmir'e giden karayolunun takriben 15. kilometresinde sola saparak ayrılan yol üzerindeki, Sincan'lıya bağlı Boyalı Köyü'ndedir. Dersimde Kureyşanlılar üç kol şeklinde dağılmışlar.
1. Kol. Dersim, Erzincan, Sivas.
2. Kol Dersim, Erzincan, Erzurum.
3. Kol. Dersim, Bingöl, Muş vs.
Van ve Ağrıda da Kureyşanlılar yaşamaktadır. Gaziantep’e de Harandan geldikleri sanılmaktadır. İlginçtir Akşehir’de ki Mahmut Hayrani türbesinin olduğu yerde eşiğin dış kısmına asılı olan levha da Haran’dan geldiği yazılıdır. Eşiğin iç kısmında ise Horasan’dan geldiği yazılıdır. İkinci olasılık ise bunu en çok Resmi ideoloji benimsiyor ve sürekli öne çıkarmaya çalışıyor. Mümkün olduğu kadar Haran’ı saklı tutmaya çalışıyor o da Kureyş’in Horasandan Dersime oradan ’da Anadolu’ya yayıldığı fikridir. Haran bağı Kureyş etnistesini Kürtlerle kuracağı için onu gizlemek Horasan bağını öne çıkarmak iç Asya da Türklerle bağını kurmak istemektedir. Belki bu Kureyş ve Haran ilişkisini ilk dillendiren ben olduğum için bir çok kimsenin ezberi bozuluyordur. Dersim, Erzincan, Sivas, Erzurum, Muş, Bingöl bölgelerine yerleşen Kureyşanlıların tümü Zaza’ca yani Kırmançki konuşurlar. Dersimde dediğim üç köy hariç. Adıyaman’da ki Kureyşanlılar silme olduğu gibi hepsi Kürtçe Kırdaski konuşurlar. Hatta bunu orada konuştuğum yaşlı Kureyşanlı pirlere sordum. Dersim Erzincan Sivas Bingöl’de ki Kureyşanlılar Kırmançki yani Zaza ki konuşurlar siz onların akrabalarısınız ama siz Kürtçe yani Kırdaski konuşuyorsunuz. Neden öyle? “Kureyşanlılar Kürt’tür. Kureyşin adı bile KUR-REŞ yani kara çocuk. Ancak kendi talipleri arasına gidince doğal olarak talipleri hangi dili konuşuyorlarsa onların arasında kalınca onlar da zamanla Zaza’ca öğrenmişler. Farklılık ondan” dedi. Bu mantıklı gibi görülüyor. Ancak Orta Anadolu ve Van Ağrı da yaşayan Kureyşanlılar da Kürtçe Kırdaski konuşurlar.
Ağrı Van ve İç Anadolu da yaşayan kureyşanlılar yol sürek anlamında erkânlarını yürütüyorlar mı?
Yok, onlar Asimile olmuşlar Müslümanlaşmışlar. Onların bizim erkânımızla ilişkileri yok. Adıyaman da kimi Kureyşanlılarla konuştum. Hatta Ramazan orucuydu görüşme talebimizi iftar sonrasına kabul ettiler. Gerekçe olarak da Oruçlu olduklarından ağızlarından yanlış bir kelime çıkmasını istememekmiş.
Sunni Kureyşanlıların nüfusu çok mu?
Adıyaman da 7 Sünni Kureyşan köyü var. Ancak Ağrı ve Van’da henüz tespit edemedim. Urfa da Fırat Nehri kıyısında ki kimi köylerde Kureyşanlıların yaşadığı biliniyor. Necmettin Cevheri’nin Kureyşanlı olduğu çok sık dillendirilir. Ancak bunlar köken olarak Kureyşanlı da olsalar inanç bağlamında asimile olup Müslümanlarmışlar.
Etnik olarak kendilerini nasıl tanımlıyorlar?
Kürt ve Kureyşanlıyız diyorlar.
Kılıçtaroğlu neden “Türkmen’iz” diyor?
Sayın Kılçtaroğlu olaya politik yaklaşıyor. Birazda aileden kaynaklı sanıyorum. Aile Kemalist bir aile Babası Kamer Kılıçtaroğlu çocuklarına koyduğu isimlere dikkat ederseniz Kılıçtaroğlu’nun bu tavrını daha iyi anlamış olursunuz. Mustafa Kemal’e İstinaden oğluna Kemal ismi koyar. Mustafa Kemal’in sevgilisine istinaden kızına Fikrîye ismini koyar Celal Bayar’a istinaden diğer oğluna Celal ismini koyar. Bunlar hepsi tesadüfi olabilir mi? Alevi olmak Kureyşanlı olmak ve üstelik Dersim’de can kırımı yapmış bir partinin başında olmak çok büyük bir azap olsa gerek. Üstelik bu can kırımında ailesinden 40 insan öldürülmüştür. Bu yüzden Kılıçtaroğlu resmi tez savunuculuğu yapmaktadır. Mahmut Hayrani ile ilişkilenip orta Asya’ya kadar köklerini götürmektedir. Türkmen tezine bundan dolayı sarılmaktadır. Parti içinde de çok rahat değildir. Deyim yerinde ise tiken üzerinde oturmaktadır. Kemalist bir partinin başında olunca partinin içinde ki sağcı ulusalcı kanat Kılıçtaroğlundan daha iyi bilmektedir onun geçmişini. Bu yüzden partinin amblemi olan altı okun kendisine yönelmemesi için politik davranıyor. “Türkmen’im” diyor. Böylece kendini geçmişinden soyutladığını sanıyor ama neylesin ki mızrak çuvaldan büyük ve çuvalı delip dışarı çıkıyor.
Biraz Mahmut Hayranî’yi açar mısınız?
Kimi tarihçiler ondan söz ederken “Mesut Paşa’nın oğlu olan Hayrani, Harran’dan Anadolu’ya göçmüş ve Konya’ya gelip yerleşmiştir. Bir süre Hazreti Mevlana’nın yanında kalmış, onun hizmetinde bulunmuş ve ondan feyz almıştır.” Demektedirler. Artı çocukları Fatih Sultan Mehmet dönemin de İstanbul da Şeyhülislamlık yapmış bir kişiliktir. Yani Devletin başkentinde Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi ocak erenleri arasında gerek Selçuklu gerekse Osmanlı döneminde Paşalık yapan var mı bilmiyorum. Ayrıca Ehli Hak inancına mensup iken Ehli Sünnet inancını yürüten kişi var mı bilmiyorum. O yüzden Seyit Mahmut olayı bence bir şehir efsanesidir. Ve şecereye sonradan Mahmut Kebir ismi ile karıştırılarak sokulmuştur. Yine konu ile ilgili alan çalışması yaparken Dersim de Düzgün Baba Ziyaretine gittim. Çukur tarafında ki Cemevi’nin duvarına koca bir levha yazıp asmışlar. Kimin astığını orada ki görevlilere sorunca onlar “Cem Vakfı şatafatlı bir törenle getirip astıklarını” söylediler. O levhada “Düzgün Baba Kureyşin oğlu” olduğunu Kureyşin de “Seyit Mahmut Hayrani’nin oğlu” olduğu yazılı. Tarihimizi böyle kılıçla yok edemeyince kalem darbeleri ile yok etmeye çalışıyorlar.
Sayın Doğanay bir gün Şecereler üzerine de bir program yapalım. Anlattıklarınız çok ilginç ve ezber bozuyor. Yani Mahmut Hayrani’nin Kureyşanlılar ile bir ilgisinin olmadığını söylüyorsunuz.
Bu konuda şöyle bir matematik hesabı yapalım. Genelde bütün Kureyşanlılardan özellikle yaşlılarından kayıt ettiğim şu bilgi bu konuda bize önemli ipuçları vermektedir. Canlı hafıza şunu söylemektedir. Üstelik değişik kentler de ve değişik insanlardan derlediğim bilgilerdir bu konuda ortak nokta sağlanmış durumdadır. Denir ki Kureyşin çocuğu olunca kendisi ölüyor yedi kuşak böyle sürüyor. Şimdi Kureyşin türbesinde ki tarihi esas alırsak 1141 doğum 30 yıl ona ömür biçelim oğlu doğunca kendisi ölüyor bu anlayışa göre bu 30 yıllık ömrü 7 ile çarpınca 210 yıl yapmaktadır. 210 yılı 1141 ekleyelim 1351 yılına tekabül ediyor. 7 Kuşaktan sonra Kureyşanlı olmayan bir canla evlendirilen 7’ci kureyş çocukları çoğalıyor ve kendisi de uzun ömürlü oluyor. İşte bu hesaba göre Seyit Mahmut Hayrani bu 7’ci Kureşin çocuklarından olması gerek o zaman da karşımıza iki açmaz çıkıyor.
1. Babasının adı Kureş olması gerek oysa onunla ilgili bütün kaynaklar da babasının adının Mesut olduğu yazılı üstelikte unvan olarak bir Alevi yol ereni değil bir Selçuklu paşasıdır.
2. İkinci açmaz ise yine onunla ilgili bütün kaynaklar onun 1269 yılında öldüğünü yazıyor. Oysa yaptığımız matematik hesabına göre 1352 yılından sonra doğması gerek. Ancak görüldüğü gibi 1269 yılında ölüyor. Yani tarih kumaş değil ki kesip biçim niyete göre şekil verilsin. Ne yapılırsa yapılsın Mahmut Hayrani Kureyşle ilişkisi hileli yönlendirme dışında kurulmuyor.
Bu Şecereler ve Alaattin Keykubat konusun da ne düşünüyorsunuz?
Genelde şecere sahipleri kendi şecerelerinin Alaattin Keykubat tarafından verildiğine inanıyorlar hatta söylüyorlar da. Kureyşanlıların iddiası da bu yönde. Bildiğiniz gibi üç Alaattin Keykubat yaşadı. Bunlardan hangisinden söz edildiği bilinmiyor. Ancak biz birinci Alaettin Keykubatı ele alırsak 1190 doğdu 1237’de öldü. 1221 yılında Selçuklu sultanı oldu ölünceye kadar da Sultanlık yaptı. Onun sağlığı dönemin de Kureşo Kur hayattadır. 1141 doğumlu olduğu için de tahminen 49 yaşlarındadır. Ancak Alaettin Keykubat döneminde Selçuklunun hükümranlık alanının dışındadır Gaziantep. Yani o dönem gerek Moğollar gerek beylikler vs. nedenlerden dolayı Antep sık sık el değiştirmektedir Ancak 1516 yılında Osmanlının eline geçmiştir ki o dönemde de Alaettin Keykubat çoktan toprak olmuş belki bir taş yapılı bir duvarın harcında kullanılmıştır. Dersimde ki Kureyşanlarında Alaettin Keykubat’la ilişki kurmaları mümkün değil çünkü 13.yüzyıl sonlarından 14. yüzyıl ortalarına kadar Dersim, Elazığ-Malatya, Kahramanmaraş, Erzincan gibi yerlerde Moğol egemenliği altındadır.
Yani Alaettin Keykubat hiç dersime girmemiştir öyle mi?
Bilindiği gibi Keykubat döneminde dersim Mengüçoğulları toprağıdır. Yani onun egemenliği altındadır. Ancak Alaettin Keykubat 1226 yılında Kata, Adıyaman ve Çemişgezek fethine başlar. Ancak Bağın kalesi denen ve Kureyşin Fırın Sınavı’nın geçtiğine inanılan olay Hozat Nazmiye arasındadır. Arazi olarak 150 km daha ileride Bingöl tarafına düşmektedir. Çemişgezek bilindiği gibi Malatya tarafın da ve ters istikamettedir. Bu yüzden Alaettin Keykubat’la Kureyşin görüşmesi mümkün değildir. Ayrıca Gazi Üniversitesi adına Muş ve Bingöl’de alan araştırması yapan Prof. Dr. Alemdar Yalçın şunları söylemektedir kitabında “Söylencelerde sözlü anlatımda adı çok geçmesine rağmen yazılı kaynaklar da pek adı geçmemektedir Alaettin Keykubat’ın”
Yani bu Şecere olayını sağlıklı ve kanıt olarak görmüyorsun. Peki, Kureyşin oğul doğunca babası ölen yedi Kureyşten söz ettin. Bunlar nerede yaşamışlar?
Şimdi bende olan Şecereler yani Türkçe olanlar zaman ve mantık hataları ile doludur. Bunu birazdan geniş açayım. Ancak Adıyaman da ki Şecerenin henüz Türkçe veya Zaza’ca çevrisini yaptırmadım onun çevrisini yaptıktan sonra belki konuya ek şeyler söyleyebilirim. Ancak Mehmet Şerif Fırat’ın Doğu İlleri Ve Varto Tarihi adlı kitabın da kanyak sunduğu Şecere sağlıklı değil. Ayrıca Dersim’de Yusuf Düzgün dedenin elinde bulunan şecereyi incelemeden önce Yedi Kureyşe tekrar dönecek olursak; 1. Kureyş adı Hacı Kureyştir. Künyesi Mahmut’tur. Hicri 535 Miladi 1141 yılında doğdu Türbesi Gaziantep Yavuzeli kazasının kayabaşı köyündedir. Asıl Kureyş Hiç Dersime gelmemiştir. 2. Kureyş Adı Abdullah’tır. Künyesi Kureyştir. Yine mezarı “Zirar” mevkindedir. 3. Kureyş adı Ali’dir. Künyesi Kureyştir. Adıyaman da dünyaya geldi. Mezarı Diyarbakır da Surlar içinde ve dağ kapısı yakınında bulunan Kurşunlu Camii yakınındadır. Diyarbakır halkı bu türbeye “Tırba Sıpi” Beyaz Türbe demektedir. Ancak 4’cü Kureyş Adıyaman da doğar ancak Moğol zulmünden dolayı taliplerini ’de yanına alarak Dersime gelir. 5.6.7 Kureyşler Dersim Nazmiye Zeve doğumludurlar.
Anladım tekrar Şecereye dönersek
Bizim Şeceremizin bir kopyası Adıyaman Kındırali de diğer bir başka kopyası da Dersim merkezde Yusuf Düzgün dedenin elindedir. Yusuf Düzgün Dede Kureyşanlıların kaziyan kolundan 1960 yılında ölen Gülabi Dedenin oğludur. Yaşlı 80’e yakındır yaşı. 1982 yılında Dersim valiliğine atanan General Kenan Güven bilindiği gibi Karadenizli Sünni kökenli bir asker bürokrat ve Alevileri de hiç sevmezdi. Tek derdi Türk ve Türkçülük olan bir kişiliktir. Dersim de İlk yaptığı işlerin başında aşiret ileri gelenlerini, Türk olduklarına ikna etmektir. Yusuf Düzgün dedeyi huzuruna çağırır ve ona Şecereyi kendisine getirmesini ister. Yusuf Dede gönülsüz davranınca da şiddet uygulayacağını söyleyerek tehdit eder. Kenan Güven Şerif Fırat’ın kitabından hareketle Dersimlilerin Türk olduğunu ispatlamak istemektedir. Yusuf Dede Şecerenin bir kopyasını verir. Bunun üzerine Kenan Güven topladığı Dersim ileri gelenlerinden Kalan aşiret ağasına “Kalan Türkçedir” diyerek “Siz Türk’sünüz Kureyşanlar ve seyitlere sizin şecereniz var, diğer “talip” aşiretlere de. Mehmet Şerif Fırat Türk olduğunuzu ispatlamış tarihe geçmiş” dendiği bilinir. Sayın vali bununla da yetinmez. Ankara’ya gelir, Muazzam Otel’inde Kureyşan ve diğer seyit ileri gelenleri ile toplantılar yapar. Bu toplantılarda şecerelerin Ankara’ya getirilmesi, tercüme edilmesi, çoğaltılması ve halka dağıtılması karara bağlanır. Toplanan şecereler tercüme edilir. M. Şerif Fırat’tın sözünü ettiği şecereler valinin elinde en vazgeçilmez kanıt... Ancak şecerelerle kanıtlanmak istenen neticeyi veremez. Beklenenin tersine, çıkan sonuç şok etkisi yaratır. Basılıp dağıtılmadan vazgeçilir.
Evet, Dersimde Kenan Güven’in başka icraatları da var
Kalan Yayıncılığın sahibi aynı zaman da Munzur Dergisinin sahibi ve yayın yönetmeni Mesut Özcan’ın kendi yayınevinden çıkan bir kitabı var. “Tunceli’de Cemaat Örgütlenmesi” adıyla Dersimin inanç köklerini kurutmak ve onları asimile edip Müslümanlaştırmak için bu generalin çok çabaları var hatta bir konuşmasında da bunu itiraf ediyor bu görevini ve amacını “ İslamiyet’i yaymak ve sizi Müslümanlaştırmaktır” diyor. “Doğu İrşat Konferansları” adı altında da olan zehrini kusarak Dersim Alevi çocukları ailelerinden kopararak imam hatip okullarına göndererek İslamlaştırmaya çalıştı. Mesut’un kitabın da 1982-1986 yılları arasında bu Vali’nin icraatları detaylarıyla yer almaktadır.
Biraz da Kureyşin Fırına atılma olayını anlatır mısınız?
Evet, halk arasında çok konuşulur bu konu. Kureyşanlılar da bu kerameti ve Babamansur ile karşılaşma Ayı ve Duvar olayını çok anlatırlar. Babamansur ile böyle bir olay olması mümkün değil çünkü tarihsel gerçekler buna müsaade etmiyor. 1. Mansur ile karşılaşan Kureyş hangisi? 2. İlk üç kureyş’in Dersime gelmediğini söyledim. İlk Kureyş eğer Antep’de Ağuiçenlere İkrar verdiyse Dersim de ki Kureyş nasıl babasının ikrarından vazgeçip bir başka erene ikrar verebilir? Bu yol ve erkan açısından mümkün görünmüyor. Kaldı ki Mazgir Muxundiye gidip söz konusu köyü ve duvarı ziyaret ettik orada görevli olan Babamansur ocağına mensup bir pire sorduk yürüyen duvar hangisi diye görevli pir Evin dört duvarından birini bize gösterdi “budur” dedi. Doğal olarak şaşırdık dedik ki neden orijinal hali ile korunmadı da üzerine ev yaptınız. Pir’in verdiği yanıt “Devletten korktuk gelip yıkacaklar diye, o yüzden önlem olsun diye evin dört duvarından biri olarak üzerine çatı yapıp gizlemeye çalıştık.” Şimdi eğer bir duvar yürüyorsa ki öyle anlatılır fizik kanunlarına karşı koyuyor demektir o zaman tankla topla da üzerine gidilse o duvar yıkılmaz. Yani tarihte böyle bir duvar var mı yok mu onu bilmiyoruz. Ancak kurgusal bir anlatıma dayalı olan Kureş ve Mansur karşılaşması sonucu Dersim de ki kimi Kureyşanlılara bu olaydan dolayı Babamansurlar pirlik yapmaktadırlar. Fırın olayına gelince bu konuda kafalar çok karışık. Tarih kopyacılığına soyunan kimi acemi kalemşörler bu konuyu anlatırken bazen Fırına giren kişinin Hacı Kureş olduğunu yazarlar ki Hacı Kureyş hiç dersime gelmemiştir. Bazen de onun babası olarak Mahmut Hayrani’nin fırına girdiğini söylerler. Alaettin Keykubat tarafından verildiğine inanılan M. Şerif Fırat’ın elinde ki şecerenin içinde anlatılan bir olaydır bu. Öyküde anlatılan olay şudur; ordusuyla birlikte Bağın kalesine gelip dinlenen Selçuklu Sultanı Alaettin Keykubat o bölgede tekin olmayan bir erin olduğunu duyar ve onu görmek ister. Adamları giderken bu erin Peri nehri üzerinde paltosunu seccade gibi serip namaz kıldığını görürler. Burada Seccade ve namaz olayına dikkat etmek gerek bunlar öyküye sonradan sokulmuştur. Çünkü raa heqi inancın da namaz ve seccade eğrik durur. Yoktur yani. Eren ibadetini bitirince bu askerler durumu anlatırlar o da kışın ortasında her taraf buz elini nehre sokarak yaz meyvelerini çıkarıp bu kişilere verir ve “işinin olduğunu” söyle. “Bunları hediyem olarak sultana götürün ben sonra gelirim” der. Askerler yaz meyvesiyle geri dönünce Alaettin Keykubat daha da kuşkulanır. Bu durum onun mantığının sınırlarını zorlar. İkinci göndermede gelir. Sultan sorar kendisine kimsin diye; o da “Seyyidi Sadet Evladı Resul” olduğunu söyler. Bunun üzerine Sultan Fırın yaktırır ve onu sınamak ister. Demek ki Peygamber çocukları yanmıyorlar her halde. İslam konusunda ki araştırmalarıyla çok öne çıkan ve bilinen Araştırmacı Arif Tekin’in kitabında anlattığına göre Muhammed’in kendisi de zehirletilerek öldürülüyor. Her ne kadar Peygamberin çocuğu olmasa da Ali’de Torunu Hasan da Hüseyin de vs. hepsi ya zehirle ya kılıçla öldürülüyorlar. Demek ki ateşle ölmüyorlar ki sultanın aklına böyle bir fikir geliyor Fırın yakılıyor kimi anlatımlarda üç gün ve gece kimi anlatımlar da bir hafta boyunca sonra bu ereni fırına atarken fırının kapısın da duran Çuhadar Mehmet Bey adında Sultanın bir askerinden elinden tutarak kendisiyle birlikte fırına giriyor. Sonra yanmadan çıkıyor. Bunun üzerine onunla birlikte fırına giren askerden sultan durumu öğreniyor ve onun bir peygamber evladı olduğuna ikna oluyor. Bunun üzerine kendisine mülk veriyor. Bütün anlatılan bunlardır.
Burada yanıtlanması gereken sorular var.
1. Burada fırına giren Kureş hangisi?
2. Kureyşe şecereyi önceden veren Sultan onun kim olduğunu bilmiyor mu ki tekrar onu sınava tabi tutuyor?
3. Fırat'ın verdiği bilgilere bakılırsa bu Fırın olayı Bağında geçiyor. O zaman Muxundi neresidir? Babamansur Ocağına Mensup olan Seyyid Bertal Ergüder adlı bir kişi ise yazdığı Alevilikte Bilim ve Mantık adlı kitabında Sf. 127 de bu fırın olayının Moskova da geçtiğini yazmaktadır.
4. Çuhadar Mehmet Bey fırından çıkarken üstü başı toprak içinde kaldığı için Sultan ve Askerleri Zazaca mı konuşuyorlardı ki ona “Dewreş Gewr” demişler? Gewır zazacadır Türkçe değil. Kır gıri anlamına geliyor.
5. Dersimde Derwiş Gewr adında bir ocak var ve bunlar yine ne hikmetse hem Kureyşanlıların Şeceresini onaylanan hem de Kureyşin kim olduğunu tanımadığı için onu Fırınla sınayan Alaettin Keykubat’ın verdiğine inanılan Şecereye yaslanarak “asıl Mahmut Kebir Hacı Kureyş değil Derviş Gevırdır” diye iddia ediyorlar.
Peki, Dersimde ki Kureyşanlılar nerelere dağılmışlar?
Dersim Nazmiye Büyükköy anlamına gelen DEWA PİLE ye yerleşiyorlar. Gaziantep’ten sonra ikinci büyük dağılım burada yaşanıyor. Birçok yere kazalara dağılıyorlar. Dersim merkezde araba kiralayıp Dersimin ilçe ve köylerinde yaşayan kureyşanları tespit etmeye çalıştım. Bazı köyler de silme kureyşanlılar var bazı köylerde ise birkaç ev kureyşanlı var. Yalnız Dersimin 51 köyünde kureyşanlıların yaşadığını tespit ettik.
Bunların tümü kırmanç ki konuşurlar bu kırmanç ki yani zaza gölü içinde ilginç olan üç Kureyşan köyü EL KAZİYE köyü ile çevresinde ki iki köy Kurmanci konuşuyorlar.
Ancak ben Kureyşanlıların bir kolu olan Qaziyanların ayak izlerini takip ettim. Merkezde de çoklar daha snra Büyük Köyden (Dewa Pile, Dewa Khreso) dan göç ederek Pülümür’e oradan Mamahatuna (Tercan’a) oradan da Aşkale Tozluca köyüne yerleşmişler. Pülümür de Kızılbel köy ve mezralarında ayrıca Pülümür İlçesinin Doğanpınar Köyünde de Büklü Baba Türbesi yine Kaziyanlı Kureyşanların ikamet ettiği yerlerdir. Bu konuda yazdığım kitap da geniş şekilde Kureyşanlıların coğrafik olarak dağılımı bölümünde hangi il kaza ve köylere yerleşmişlerse isimlerin zikrettim.
Anladım peki bu dağılan Kureyşin çocukları arasın da inanç anlamında bir kopukluk veya farklılık var mı? Çünkü fotoğrafa bakınca Gaziantep’ten, Afyona, Malatya’dan Maraş’a, Bingöl’den Van’a, Erzincan’dan Sivas’a, Dersim’den Elazığ, ta Ağrı’ya kadar dağılmışlar. Kaldı ki bu son yıllar da batıda ki metropollere de dağıldılar. Ayrıca 1937-38’de de epey sürgün edildiler. Yani pirlik görevlerini yapıyorlar mı? Cem bağlıyorlar mı erkan yürütüyorlar mı? Nikah kılıyorlar mı? Hakka yürüyen canı hakka uğurluyorlar mı? Sünni kureyşanlılar için bir şey diyemem onlar artık İslam olmuşlar Hala Alevi inancı içinde olanlar pirlik görevlerini yerine getiriyorlar mı Antep, Adıyaman, Malatya’da yaşayanlar.
Gaziantep’te ki kol kendilerine İmam Musa-i Kazım evlatları olarak kendini kabul ediyorlar ve kendilerine “biz Türk’üz” diyorlar. Onların talipleri çepnidirler. Çepniler Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Trabzon, Bayburt olmak üzere Karadeniz Bölgesi'nde yoğun olarak yaşarlar. Gaziantep kolu bunlara pirlik yapmaktadır. Hatta İrene Merinkof “Uyur İdik Uyardılar” adlı kitabın da Hacı Bektaş’ın izcilerinden olan Kadıncık Ana ile Abdal Musa’nın da çepni olduğunu yazar. Afyon’da ki türbeyi ve orada yaşayan Kureyşanlıları henüz ziyaret etmedim orada erkan yürüyor mu yürüyorsa nasıl yürüyor onu bilmiyorum ama gideceğim yoksa çalışma açısından eksik olur. Ancak Dersim, Erzincan, Erzurum, Muş, Bingöl, Elazığ, Malatya, Maraş, Adıyaman ve Sivas’ta erkan aynı yürüyor. Adıyaman Malatya ve Maraş’ta ki Kureyşanlılar Kurmanci konuştukları için sadece ibadetin dili farklı ama esas aynıdır.
Bu konuşman ve tespitlerin çok önemli Hani dedin ya bundan sonra umuyorum ki gençlerimiz olayı bilimsel boyutu ile öğrensinler. Meseleyi daha iyi kavramış olurlar. Tarih çok önemli sağlıklı öğrenildiği zaman insan daha çabuk yol alıyor. Aleviliğin temel desturu 72 millete tek nazarla bakmaktır. Ancak kendi köklerimizi de iyi bilmemiz gerek. Kendimizi inkâra düşmeden kaynağından öğrenmek gerek. Yoksa hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar önemli olan insanlığa ve insana hizmettir. Devlet herkesi Türk İslam bileşkesi içinde bir kalıba dökmek istiyor bu da Anadolu ve Mezopotamya da çölleşmeyi beraberinde getiriyor. İyi değil.
Tabi ki iyi değil bir bahçeyi düşün envaı türlü çiçekler renk ha renk bir bahçeyi düşün sadece tek bir çiçek türü. Ayrıca devlet Raa Heqi inancının gün yüzüne çıkmasını da istemiyor. Aleviliği Türk ve Türkçülük kapsamında ele alıp hapis etmek istemektedir. Dikkat edin Kureyş, Baba Düzgün, Baba Munzur vs. Hacı Bektaş döneminde yaşamış Raa Heqi inancının kutsallarıdır. Ama Alevilik ile ilgili yazılan yüzlerce kitapta bu insanların esemesi bile okunmuyor. Ama Abdal Musa gibi bir çepni sanki yol ulusuymuş gibi adına türbeler kurulup her yıl anmaları yapılırken Dersim coğrafyasının Antep ve Adıyaman da yatan bu ulularla ilgili hiçbir şey yapılmaktadır. Tam tersine unutturulmaya çalışılmaktadır.
Kureyşanlılar ile ilgili yazılan kitapların durumu nedir?
Alevilik ile ilgili yazılan kitaplarda Dersim Aleviliği anlatılınca bir iki cümle ile getirirler Ancak Kureyşanlılar ile ilgili müstakil çıkan 5-6 kitap var. Onlar da çok sağlıklı değil. Suyun kaptan kaba aktarıldığı gibi aynı kitabın içinde ki bilgiler diğer kitaplara aktarılmış sadece kitabın adı birde yazarın adı değişmiş. İçinde ki bilgiler nüans farkıyla aynıdır. Ayrıca o kitapların şöyle bir açmazı da var. Bu kitaplardan iki tanesini Kureyşanlıların Kudan koluna mensup iki can yazdı. Onlara göre Kureyşin soyu Kud üzerinden devam etmiştir. İki tane kitabı Kaziyanlar yazdılar onlara göre de Kureyşanlılar Kaziyan kolu üzerinden çoğalmış tüm türbe ve şecereler onlardadır. Bir tanesini de Mevaliyan kolundan bir can yazdı bir tanesini de Hüseynan kolundan olan bir can yazdı. Kureyşanın hangi koluna mensup ise kendi kolunu öne çıkararak kitap yazmışlar bu kitaplar bilimsel eleştiriye dayanıklı çalışmalar değildir.
Anladığım kadarı ile senin çalışman bu alanda en kapsamlı çalışma olacak. Çünkü kulandığın metodoloji sözlü gelenek canlı hafıza ve yazılı kaynaklar ile karşılaştırarak en objektif bilgilere ulaşarak bilince taşımaya çalışıyorsun. Bu sadece kureyşanlılar için değil bu alanda çalışacak olan insanlar içinde yol açıyorsun. Sanıyorum alan çalışması bu anlamda önemlidir. Masa üstü çalışma gibi değildir.
6 yıldır konu üzerine çalışıyorum. Bu konuda iki önemli projem var. 1 Bu konuda hazırladığım kitabı kendi içinde 5 bölüme ayırdım. 740 sayfa büyük boy bir çalışma oldu. Ancak olayın dış boyutu da var oralara da gidip gelmem gerek. Kureyşanlıların bir kısmı Horasan’dan geldiğini söylüyor bir kısmı Mısır’dan geldiğini söylüyor ki bunlar kendilerine “Seyit Mısır oğulları” diyorlar. Ayrıca Haran boyutunun incelenmesi gerek. Çalışmayı Ansiklopedi şeklinde hazırlamaya çalışıyorum yani okuyucu kitabı eline aldığı zaman Kureyşanlılar ile ilgili neyi merak ediyorsa her şeye yer vermeye çalıştım. İkinci projem ise belki Özgür Fındıkçı ile anlaşıp bu konuda bir belgesel hazırlamak. Bu fikrimi Med TV, Düzgün TV vs birkaç Televizyon kuruluşuna anlatmıştım ancak ikna edemedim çünkü miktarı yüksek bir meblağ ortaya çıkmıştı. Bakalım Kureyşanlılar ile ilgili düşüncelerim bunlar.
NOT: Program 1 saat sürelidir. Dil ise Zazacadır.
Zazaca’dan Türkçeye çeviren Ezeli Doğanay
2015 de TV 10 da yayınlandı. Ayrıca MUNZUR Dersim Etnografya Dergisi yıl 16 sayı 43 de 29 Ocak 2017 de yayınlandı.