Marmara Adası Ada Apart

Marmara Adası Ada Apart Kendinizi evinizde olduğu kadar rahat ve özgür hissedebileceğiniz bir apart...

İstanbul’dan deniz otobüsüyle 2,5 saatlik mesafede… Marmara Denizi’nin ortasında… Marmara Adası Aba Sahilinde denize bir adım yakınlığıyla…
Zeytin ağaçlarıyla, ortancalarla, güllerle, lavanta çiçekleriyle, ağustos böceklerinin sesleriyle…
Rüzgarla dans eden dalgaların kıyısında çim zeminli bahçemizde bulunan evlerimiz özlemini duyduğumuz dinginliği yaşatmak için sizleri beklemekte…
Kendinizi evinizde olduğu kadar rahat ve özgür hissedebileceğiniz bir apart…

18/07/2022

30 YAŞINDA, 3 AYLIK BEBEĞİ OLAN, KALP KRİZİ GEÇİREN BİR ANNEYE, AĞLAYARAK 35 DAKİKA BOYUNCA KALP MASAJI YAPAR TUTKU DOKTOR.. O MASAJ YAPTIKÇA ANNENİN SÜTÜ AKAR,. SONUNDA HAYATA DÖNDÜRÜR.. BİR SÖZ DÖKÜLÜR DUDAKLARINDAN, TÜM EMEĞİM HELAL OLSUN, YETER Kİ YAŞASIN.. İŞTE ÖLDÜRDÜĞÜNÜZ, HER ŞEYE RAĞMEN HİÇ BİR YERE GİTMEYEN DOKTORLARIMIZ, İYİ Kİ VARSINIZ, İYİ Kİ VARSIN ACİL TIP UZMANI, DOKTOR, TUTKU TANRIKULU TEK...
Erguvan Ağacı

26/04/2022

Adaları ve Boğazları ile Marmara Kültürleri Ağı’nın birinci Marmara Buluşması’nda Yaman Koray’ın eserlerinde Marmara Kültürlerini konuşmak üzere Turhan Günay...

26/04/2022

Neden anne önce, baba sonra diye soranlara:

Şikago'da yaşayan ünlü Türk genetikçi Hande Özdinler'in annesinin vefatından sonra yazdığı hem bilimsel hem de duygusal yazısı

Mitokondrisi bende kaldı

Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti...

Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı...

Enerji santrali, kaynağı anne

İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.

Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.

Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız...

En karmaşık yapı

Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.

Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer.

Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik...

Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti...

Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı.

Hande Özdinler
Erguvan Ağacı

24/04/2022

BİR BABANIN ÖYKÜSÜ

"Çocuklarıma işimin ne olduğunu asla söylemedim. Benim yüzümden utanç duymalarını hiç istemedim. En küçük kızım bana ne yaptığımı sorduğunda, tereddütsüz bir şekilde ona emekçi olduğumu söylerdim. İşten eve dönmeden önce, kamu tuvaletinde banyo yapardım. Eskiden yaptığım işten hiç ipucu bulamamışlardı. Kızlarımı okula göndermek, onları eğitmek istedim. İnsanların önünde onurlu durmalarını istedim. Herkesin bana baktığı gibi, kimsenin onlara bakmasını asla istememiştim. İnsanlar hep beni küçük düşürdü. Kazancımın her kuruşunu kızlarımın eğitimi için yatırdım. Asla yeni bir gömleği satın almadım. O parayı onlara kitap almak için kullandım. O saygıyı, hep benim için kazanmalarını istedim. Ben temizlikçiyim.
Kızımın üniversiteye kabulünün son tarihinden önceki gün kabul ücretlerini alamadım. O gün çalışamadım. Çöpün yanında oturuyordum, gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum. Bütün iş arkadaşlarım bana bakıyordu ama kimse konuşmaya başlamadı. Başarısız olmuştum, kırılmıştım ve eve döndüğümde bana giriş ücreti soracak kızıma ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Ben fakirim. Fakir biriyle iyi bir şey olamazdı, buna inanıyordum. İş bittikten sonra bütün iş arkadaşlarım bana yanaştılar, yanıma oturup onları kardeş olarak görüp görmediğimi sordular. Cevap vermeden önce, bir günlük gelirlerini elime teslim ettiler. Herkesi reddettiğimde, "Gerekirse açlıktan ölürüz, kızımız koleje gitmek zorunda" diyerek karşı çıktılar. Onlara cevap veremedim. O gün duş almadım ama eve daha temiz bir şekilde gittim.

🙏 Kızım çok yakında üniversitesini bitirecek. Üçü artık çalışmama izin vermiyor. Yarı-zamanlı bir işi var ve üçü de eğitim görüyor. Çoğu zaman beni eski çalışma yerime götürüp arkadaşlarıma ve bana yemek yedirir. Arkadaşlarım gülüp neden sık sık bize yemek yedirdiğini sorduklarında kızım, “Hepiniz o gün benim için aç kaldınız. Bu şekilde bugünkü yerime gelebildim. Hepinizi, her gün besleyebilmek için Allah’a dua ettim.” dedi.

Şimdi kendimi yoksul bir adam gibi hissetmiyorum. Böyle çocuğu olan kimse, nasıl fakir olabilir…

Bangladeşli İdris

ALINTI
Erguvan Ağacı

24/04/2022

23 Nisan…

Yurdu koruyan,
Yarını kuran,
Sen ol çocuğum.
Eskiyi unut,
Yeni yolu tut,
Türklüğe umut,
Sen ol çocuğum.
Bizi kurtaran,
Öndere inan,
Sözünü tutan,
Sen ol çocuğum.
Küçüksün bugün,
Yarın büyürsün
Her işte üstün
Sen ol çocuğum.
Çalışıp öğren,
Her şeyi bilen
Yurduna güven
Sen ol çocuğum.

Hasan Ali YÜCEL
Erguvan Ağacı

24/04/2022

‘Tanrım, bana yaşamımın sonuna kadar çalışacak iş ver.
Tanrım bu işleri yapacak kadar da ömür ver.’
(Betül Mardin 16 yaşında iken anı defterine yazdığı not.)
Sevgili Gençler,

Size öğüt vereceğime, yaşam hikayemin bir yerinden girip diğer ucundan çıkmaya karar verdim. Yaşam, zaten ders kitabı değil midir?

Çocukken dilsizdim. İnsan özürlü olunca bir yolunu bulup, onu kapatmaya çalışır. Karşısındakini de kandırdığını, durumsuzluğunu idare ettiğini sanır. Ancak, o zaafla ilgili soru sorulursa sakatlığını bütün açıklığı ile hatırlatır.

Dostlar öğrenmek isterlerdi, ‘O yıllarla ilgili neler hatırlıyorsun, çok mu acı çektin? Diye. Sıkıntım yoktu, fakat etraftakilerin beni göstererek konuşmalarından bende bir eksiklik olduğunu anlıyordum.

Sonra kelimeler ağzımdan döküldü, konuştum.

Başlarda cümlelerin ortasında durup, yutkunup tekrar konuşmaya başlardım. Gene o özrümden dolayı algılama sorunum vardı. Arkadaşlar bir veya iki defada konuyu kavrıyorsa, ben yazıp çizip temize çekip, sabah erken kalkıp okursam ancak anlıyordum;

Ama ben öğrendiğim vakit arkadaşlara ders verecek duruma geliyordum. Dolayısı ile, araştırmak, derinine öğrenmek, bilgi edinmek bende bir emel oldu. Kelimeler aklımda kalmazsa, başka komik sözcüklerle kafiyelendirirdim. Bazen aksi anlamına gelen bir kelimeyle hatırlardım. Önemli satırların altını mutlaka çeşitli renklerde kalemlerle çizerdim.

Zaaflarıma kul köle olmamalıydım. Belki tüm yaşamımda bu doktrin ile başarılıydım diyemem ama, sanıyorum hiç olmazsa bu yolda çok çalıştım.

Sonra, bir gün büyükbabam bana bir ‘iyi’ bir ‘kötü’ ders verdi.

Devrin hem ileri gelen bir iş adamıydı, hem de çok önemli bir hukukçuydu. Ancak yemeklerinde arasında siyasetçiler, şairler, yazarlar ve düşünürler bulunurdu. Konuşmalar fevkalade ilginç ve benim için öğreticiydi.

O gece, yemeğin ortasında, sohbet koyulaştığı bir anda, evin kahyası büyükbabama eğilip gizlice bir not iletti. O da etraftakilerden özür dileyip kalktı ve yandaki salona geçti. Çok geçmeden geri döndü ve nerede kalmıştık edasıyla oturdu. Konuklar merak etmişti, kötü bir haber miydi? ‘Hayır’ dedi büyükbabam, ‘bizim postacımız, yılardır Büyükdere-Sarıyer hattında görev yapar. Erzurum’a tayini çıkmış, ricaya gelmiş, posta müdürüne söyleyeyim diye.’

Konuklar ve aslında küçük ben, merak etmiştik, sorun çözülebilir miydi? Ümit var mıydı? ‘Yok canım yardım sözü verdim ama müdürü de aramaya hiç niyetim yok’ dedi. O an gözümün önüne postacının sevinç ve umutla eve dönüşü geldi. Halbuki, ‘rica’ yerine hiçbir zaman ulaşmayacaktı, ona ve ailesine çoktan yol görünmüştü.

O anda ömür boyu sürecek bir yemin verdim: benim defterimde insanı oyalamak olmayacaktı. Bir iş yapılacaksa, o an takibe alınacak veya baştan olumsuz cevap verilecekti.
Oyalamak, yapıyormuş gibi görünmek aslında karşısındakini aldatmak, onu hafife almak değil miydi?

Bu olayda büyükbabam iyi bir not almamıştı ama verdiği diğer ders ile hayatımı düzene koydu.

Şöyle ki:

Gene bir akşam, yemekten sonra, kahveler yudumlanırken yaşamın güçlükleri, aşılması imkansız manialardan söz ediliyordu. Büyükbabam ‘Her mania aslında kapalı bir kapı gibidir.
Olay, o kapıyı ağzına kadar değil, bir kırıntık açabilmektir’ dedi.
‘Derhal, ayakkabınızın ucunu o araya sokup bekleyin. Kapı bir süre sonra mutlaka açılacaktır.’

Konuşmanın üzerinden birkaç yıl geçti ve babam benim yatılı olarak devam ettiğim koleji bitirmeme yasak koydu.Kapı yüzüme kapatılmıştı.

Yukarıdaki düsturu uygulamak üzere bir pazarlığa oturdum. Uzun tartışmalar sonucunda, gündüzcü olmak üzere anlaştık. Daha bir çok şart vardı ama ayağımın ucu kapının aralığından girmişti.

Ertesi yıl üniversite yasak edilince tekrar aynı metoda başvurdum.

Dört yıl süren ‘biçki-dikiş, yemek-pasta, çocuk bakımı, ev idaresi’ gibi kursları bitirdim. Tüm yaşamımda, kah tiyatro, sinema ve televizyonda çalışırken, kah turizm, ağırlama veya halkla ilişkilerde bu bilgi birikimimden yararlandım, çocuklarımı elden geldiğince doktorsuz büyüttüm. Kapı açılmıştı.

Derken, çalışmam bir meslek sahibi olmam yasaklandı. Ama artık dersimi biliyordum. İçimden bir enerji, önüne geçilmez bir güç yükseliyordu. Sanki çiçek açmış bir ağaç gibiydim. Kapının ardına kadar açılması yıllarımı aldı ama beklemek değdi diyorum.

Sevgili gençler, her şeyden önce amacınızı bilmeniz gerek. Güçlükleri aşmak, kapıları açmak hep o amaca varabilmek içindir.
Erguvan Ağacı

21/04/2022

SADECE 4000 HAFTA

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Türkiye'de doğuşta beklenen yaşam süresi yaklaşık 80 yıl. Elbette kimisi bu sayıya ulaşamıyor, kimisiyse aşıyor.
80 yıl, yaklaşık 4000 hafta demek.
Yani 80 yaşına kadar yaşayan bir insanın, yeni bir haftaya başlamak için sadece 4000 tane Pazartesi’si var.
Ve yalnızca 4000 hafta sonu yaşayacak!

30 yaşında bir gençseniz, 1500 den fazla haftanızı tüketmiş durumdasınız.
45 yaşında iseniz, 2400’e yakın haftanız geçip gitti.
50 yaşında, heybenizde 1400 den daha az hafta kalmış olabilir.
Hesap kolay!
Bir yılda 52 hafta var.
52 sayısını yaşınızla çarptığınızda, şimdiye dek kaç hafta yaşadığınızı bulacaksınız!

Kendime ve tüm hastalarıma hep hatırlattığım bir gerçeği size de hatırlatmak isterim:
Dünyadaki zamanımız sınırlı ve çok kısa.
Bu sınırlı zamanı sızlanarak, mucizeler bekleyerek, tembellik ederek, kötülüğe seyirci kalarak veya kötülük saçarak ziyan etme lüksümüz yok!
Kendimizden başlayarak hayatı tanımak için öğrenerek, hep öğrenerek, erdemli bir birey olmak için emek vererek, üreterek, doğayı koruyarak, dünyadaki acıları ve kötülükleri azaltmak için mücadele ederek, 4000 haftanın ya da payımıza düşen her ne ise, o zamanın hakkını vermemiz gerekiyor!
Tüm bunları yapmamız, insan olmamızın, insanca yaşamamızın gereği ve sorumluluğu.
Zamanımız sınırlı, öğreneceğimiz, yapabileceğimiz çok şey var!
Son ana kadar!

21/04/2022

BENLİK SAYGISI ve ÖZGÜVEN

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Çoğumuz öz güveni, duygu, düşünce, bilgi ve becerilerimizi rahatça ve kusursuz bir biçimde dışa vurduğumuz, her zaman ve her koşulda kendimizden asla kuşku duymadığımız, sabit, değişmez bir ruh hali sanırız.
Oysa öz güven, kendimize ve yeteneklerimize olan inancımızdır ve düzeyi, içinde bulunduğumuz duruma göre değişebilir. Bazı durumlarda oldukça kendinden emin, bazılarında ise daha az öz güvenli hissetmemiz normaldir.

Hastalarımı değerlendirirken, öz güvenlerinden çok benlik saygılarına dikkat ederim. Çünkü benlik saygısı, tıpta çok sık göz ardı edilen, bedensel, psikolojik ve sosyal sağlığın yönünü doğrudan etkileyen fevkalade önemli bir ögedir.
Benlik saygısı, kendiniz hakkında nasıl hissettiğinizi, kendinize değer verip vermediğinizi ifade eder.
Benlik saygısı içe dönüktür. Düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı yönlendirerek, kendinizle, dünyayla ve başkalarıyla ilişki kurma şeklinizi belirler.

Benlik saygınız, yaşam deneyimleriniz ve insanlarla etkileşimlerinizle şekillenir. Gelişimi erken çocukluk döneminde başlar. Bugün kendiniz hakkında sahip olduğunuz birçok inanç, ebeveynleriniz, kardeşleriniz, akranlarınız, öğretmenleriniz ve akrabalarınızla olan ilişkilerinizden aldığınız mesajların bir yansımasıdır.
Yetiştiğiniz ve yaşadığınız ortamda ilişkiler güçlüyse ve genel olarak olumlu geri bildirimler alıyorsanız, kendinizi değerli görmeniz, sağlıklı bir benlik saygısına sahip olmanız daha olasıdır.
Benlik saygısı yüksek olan bireyler, fiziksel görüntü, para, ün veya statü kullanarak kendilerini önemli gösterme, yüceltme ihtiyacı duymaz. Başarısızlık veya reddedilme korkuları yoktur. Öğrenmeye, yeni deneyimlere açık, riske toleranslı, kendilerine ve başkalarına hoşgörülüdürler.

Ancak çoğunlukla olumsuz geribildirim alıyor, sıklıkla eleştiriliyor, alay ediliyor ve değersizleştiriliyorsanız, benlik saygınızın hasar alması kaçınılmazdır. Benlik saygınız düşük olduğunda, başkalarını çok önemser ve onları desteklerken, kendi düşüncelerinize, kararlarınıza, istek ve ihtiyaçlarınıza daha az değer verir, yeterince iyi olmadığınız konusunda sürekli endişe duyabilirsiniz. Kafanızın içinde, sizi acımasızca eleştiren, yargılayan bir iç ses vardır.

Öz güven ise, benlik saygısının aksine dışa dönüktür. Yeteneklerinize güvenmeniz demektir. Kaynağını bilgiden ve uygulamadan alır. Bir konuda ne kadar çok bilgi ve deneyime sahipseniz, o denli özgüvenli olursunuz. Başarılı oldukça öz güveniniz artar.

Öz güvenin inşası, benlik saygısını inşa etmekten daha kolaydır. O nedenle çoğu insan, benlik saygısı geliştirmek yerine, dış dünyada güçlü görünmesini sağlayacağına inandığı şişirilmiş bir öz güven peşindedir. Şişirilmiş öz güvenli insanlar, kendilerini diğer insanlardan daha iyi görme eğilimindedirler. Başkalarını küçümserler. Her zaman önde olmak ister ve başarıya ulaşmak için insanları incitmekten çekinmezler. Büyük bir reddedilme ve başarısızlık korkusuna sahip olduklarından, gereksiz güç gösterilerinde bulunarak, övünerek bu korkuları kamufle etmeye çalışırlar. Beceriksizliklerini gizlemek için, hep başkalarını suçlar, düşmanca davranırlar.

Benlik saygısından yoksun öz güvende sorun, dış dünyadaki başarıların genellikle kısa ömürlü olmasıdır. Örneğin çok öz güvenli olduğuna inanılan başarılı bir cerrah mesleki açıdan yaşlandığında, yüksek rütbeli bir subay emekli olduğunda, yeterli benlik saygısına sahip değilse, öz güvenini tamamen yitirebilir.
İdeal olan, benlik saygısı temelinde yükselen öz güvendir.

Düşük benlik saygısı, anksiyete, depresyon, kronik hastalıklar ve ilişki sorunlarınızın nedeni olabilir.
Kendinizi tanımanıza, yanlış düşünce kalıplarını değiştirmenize, sınır çizmenize, anlamlı ve tutarlı yaşam sürdürmenize yönelik biyopsikososyal eğitim programımdan yararlanarak, kişisel tarihiniz ve yaşınız ne olursa olsun, benlik saygınızı geliştirebilir ve sağlığınızı iyileştirebilirsiniz.

www.safaknakajima.com

21/04/2022

Kişi sahip olmadığı şeyi veremez, sevgiyi vermek için sevgiye sahip olmalısınız. Kişi anlamadığı şeyi öğretemez, sevgiyi öğretmeniz için sevgiyi anlamış olmanız gerekir. Kişi incelemediği şeyi bilemez, sevgiyi incelemeniz için sevginin içinde yaşamalısınız. Kişi tanımadığı şeyi değerlendiremez, sevgiyi tanımanız için sevgiyi almaya açık olmalısınız.

Kişi güvenmeyi istediği şeyden kuşkulanmaz, sevgiye güvenmek için sevgiye inanmış olmanız gerekir. Kişi kabul etmediği şeyi benimsemez, sevgiyi benimsemek için sevgiye karşı duyarlı olmalısınız.

Kişi kendini adamadığı şey için yaşamaz. Kendinizi sevgiye adamak için her zaman sevgi içinde büyümüş ve gelişmiş olmanız gerekir.

Leo Buscaglıa

Address

Aba Sahili Mevkii, No. : 26/2
Marmara
10360

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Marmara Adası Ada Apart posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Marmara Adası Ada Apart:

Share

Category