Efe diyarı Çökertme
Azer Bortaçina
ÇÖKERTME'den çıktım da Halilim aman başım selamet,
Bitez de yalısına varmadan Halilim aman koptu kıyamet. Arkadaşım İbraam Çavuş Allahıma emanet
Burası Aspat değil Halilim aman Bitez yalısı...
Ciğerime ateş saldı, aman kurşun yarası. Kim bilmez bu dokunaklı Bodrum türküsünü, kimin yüreği sızlamaz Çerkez kaymakamla Çakır gözlü Gülsüm'ün öyküsüne.
İşte biz de Çö
kertme'den çıkmıyoruz da, Çökertme'ye geliyoruz. Hani Bodrum'dan mavi yolculuğa çıkanların ilk durduğu, hani Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç'ın kitaplarına konu olan, güzeller güzeli Çakır Ayşe'nin diyarı.
Çakıllıyalı, Çamlık Koyu, Kisebükü, İnceyalı, Ilgın ve Hurma Koyları'ndaki tekne gezimiz sırasında, deniz çok dalgalı olduğu için Çökertme'ye ulaşamayınca karadan gitmeyi deniyoruz. Sonunda Yukarı Mazı, ardından Gökbel Köyü'ne doğru yol alıp, tozlu topraklı yarı asfalt bir yoldan Çökertme'ye varıyoruz.
Çökertme, Gökbel Köyü'nün küçük bir mahallesi. Sanki bundan 20 yıl önceki Bodrum köyleri gibi. Sessiz, ıssız, kendi halinde, doğayla iç içe yaşayan bir küçük koycuk. Yol üstünde, denize 50 metre mesafede, çiçekli bahçe içindeki aile işletmesi Sönmez Pansiyon'a yerleştikten sonra, köyün içinde tur atıp, "Kaptan'ın Yeri"ne akşam yemeğine gidiyoruz. Gider gitmez de tüm yabancı ve yerli teknelerin uğrak yeri "Kaptan'ın Yeri"nde eğlencenin içine düşüyoruz.
Öpücük yağmuru
Sahnede "köy çalgıcıları", fasıldan giriyor. Ardından bir faytona kurulan İbrahim Kaptan, efe giysileriyle sahneye geliyor. Faytondan inip, iki duble attırdıktan sonra olay başlıyor. Çine zeybeği oynamaya başlayan kaptan, birden düdük çalarak çalgıcıları susturuyor. Bu hareket "Yeni müzik çalın" demekmiş. Ardından tekrar zeybek başlıyor. Kaptan durur mu, bu kez tabancasını ateşliyor, ama kuru sıkı. Fesini çıkartıp, içindeki 50 bin lirayı sahneye atıyor. Bunun manası da, "Bana ince hava çalın" raconu imiş. Ardından üç dakika daha oynayan neşeli kaptan, son numara tüfekle havaya ateş ediyor, ve sahneye bir kuş düşüyor. İşte bu arada turistler, alkış kıyamet yeri göğü inletiyor. Rolü biten kaptan, nargile ve rakısını aldığı gibi baş köşeye kuruluyor. Sonra yansın flaşlar, kaptan kızların öpücük yağmuruna tutuluyor. Eğlence bununla kalmıyor. Köy çalgıcıları nihaventten girip, hicazdan çıkıyor. İş oyun havalarına gelince, Bodrumlu tekneciler de sahneye fırlayıp, zeybekteki tüm hünerlerini turislere gösteriyor. Arkasından tatlı atışmalar, gecenin sonu geliyor.
Çakır Ayşe'nin torunu
Ertesi sabahı, gecenin mahmurluğunu üzerinden henüz atan İbrahim Kaptan'la sohbete ayırıyoruz. Halikarnas Balıkçısı'nın kitaplarına konu olan Çakır Ayşe'nin torunu kaptandan işin özünü öğrenmeye çalışıyoruz. "Ninem Osmanlı, gözünü budaktan sakınmayan, devlet ana gibi mert bir kadındı. O zamanlar burada böyle lokanta falan yokmuş ama, o kendi imkanlarıyla kıyıda bir yer açmış. Bir gün açıkta Hürriyet teknesinin demirlediğini görünce onları çağırıp, kahve içmeye davet etmiş. Teknedekiler cevap vermeye bile tenezzül etmeyince ninemin tepesi atıp, "O.... çocukları niye gelmiyorsunuz?" diye bağırmış. Öfkeli sesin hışmından korkan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç, Azra Erhat, Selahattin Eyüpoğlu ve diğer mavi yolcular karaya çıkıp, ninemin ikramı tarhana çorbası ve kahveyi içmiş, çok iyi de dost olmuşlar. Giderken kumanyalarının büyük bölümünü nineme vermişler. Bir sene sonra Halikarnas Balıkçısı bir kitabında, "Bodrumlu Poliko Mustafa, Çakır Ayşe'yi kaçırdı" diye yazınca, ninemin yine tepesi atıp, geldikleri zaman küfürler sıralamış. Sonucunda barış çubukları yakılıp, iyiden iyiye dost olmuşlar. Her sene de yiyecek ve ilaç yollamışlar." Ninesi gibi çakır gözlü İbrahim Kaptan öyküyü anlatırken, denizin derinliklerine dalıp, buğulu gözlerle, "Biliyor musunuz; benim sazım Cevat Şakir'in mezarının başında duruyor, ama yıllar neyi tahrip etmiyor ki. Şimdi o sazdan geriye sadece sapı kaldı" diyor.
İbrahim Kaptan'ın yanından ayrılırken efkarlanıp, Bodrum türküsünü söylemeye başlıyoruz.